21 Eylül 2008 Pazar

Sultanahmet' te İftar...


Önceki akşam iftar sonrasıydı anneme gittiğim vakit...Biraz hoş- beş, sonrası uyku faslı...
Uyumadan önce sahura nasıl kalktıklarını sordum anneme, davulcu imiş uyanma metodları, efendim. : ) Saat de yanıbaşında durur ama...
Hiç davulcuya zurnacıya emniyet edecek değilim, telefon alarmım kurulu...
Gece bir iki kez uyanıyorum, kesintili uykuyla geçen bir kaç saaatin ardından, alarmla ayaktayım.
Annemi uyandırmadan mutfağa geçiyor, hazırlıklara başlıyorum. bir süre sonra o da uyanıyor. Senin davulcudan ses çıkmadı bu gece, diyorum. O da şaşırıyor.
Kahvaltı sonrası, sahur programını açıyor ve takılıyorum tv de... Yüreğim eriyor, ya rabb! O ne içe işler dua ve ezan sesleri! ...
Kur'an tilâveti dinlerken duygulanıyorum pek çok...
O anda Sultanahmet' e gitmek için derin bir arzu duyuyorum. Az daha erkenden bilseydim, gitmekte de tereddüt etmezdim sanıyorum. Sonradan komşumuza söylediğimde, haber verseydin giderdik ya, oturuyordum, diyor.
Ertesi gün, hava kapalı, serin görünüyor. Çok zamanlar içerideyken beni aldatan hava, dışarıya çıktığımda ' iyi ki çıkmışım, göründüğü gibi değilmiş.' dedirtttiği için, bulutlara ve rüzgâra pek aldırmıyorum. Annem tereddütte; yorulacaksın.. diyor. Oruçlusun, diyor.. yorulacaksın.
Beden yorgunluğu geçer, aldırma.. diyorum. Zihnim yorgun olmasın. Hadi çıkalım.
İçim sıkılıyor bugün, diyor.
Tamam işte, her ikimiz de açılırız.. diyorum. Güzelce giydiriyorum onu, güzelliğine ve güzel kokuya hâlen çok düşkün. Parfümünü de ihmâl etmiyor.
Oooo.. hanım sultan, diyorum. Beni gölgede bıraktınız. : ))
Arkadaşlar, görüyorum ki bizde hasta ve özürlü olanların ve dahi yakınlarının işleri zor...
Ciddî anlamda 'çılgın' olduğumu düşünüyorum bazen. Akıllı harcı değil cesaret ettiğim işler... : )
Sultanahmet' e giden ara yolları bilirim. Okulum da Beyazıt' taydı, o çevreye âşinayım.
İnsanlar henüz tümüyle uzaklaşmamış insanlık sıfatlarından. Gerekli durumlarda bir bakıyorsunuz kendiliğinden yardıma koşuyorlar. Çekingenlikle uzaktan- yakından alâkam olmadığından pek de zorlandığım söylenemez. Yine de o kaldırım inip çıkmalar -tekerlekli sandalyeyle- yok mu? Vara- yoğa yardım kabul etmeyi de sevmem ya... Kendime yüklenirim daha çok. İnsanların iyi niyetlerini suistimâl etmekten nefret ederim.
Nasıl kalabalık yollar bir göreceksiniz.. panayır yeri sanki...
Sultanahmet' teyiz ikindi vakti. Annem çok memnun görünüyor hâlinden.
Kitap fuarı da var bu arada.. Bir sürü ünlü araştırmacı- yazar oradalar.Sultanahmet' te değil de Firuzağa Camiinde kılmayı tercih ediyorum namazı... Bir süre standları inceledikten sonra gidiyorum.
İftarı orada yapıyoruz. İki genç kız oturuyor yanımda.. Tıp öğrencisiler.. Birisi Şirin, diğeri Rüyam.. Şirin gerçekten de çok şirin. : )
Bulgaristanlı. Konuşması oldukça düzgün, aksanı yok denecek kadar belirsiz.
'Ferhat' ın nerede?' diye soruyorum.
Bulgaristanda, diyor. Şaşırıyorum.. daha 20 yaşında.. önünde 5 okul yılı var.
Erken değil mi, diye soruyorum. Vakitli olduğunu söylüyor.
Düşünüyorum, ben de o yaşta nişanlıydım, bir farkla.. Son sınıfa geçmiştim.
Sizinle bir anımı paylaşmak isterim, diyorum.
Lise üniversite yıllarımızda çok hoş bir arkadaş grubumuz vardı. En samimi arkadaşımla 6. sınıftan lise bitinceye kadar birlikteydik.
Fransızca ve Osmanlıca' ya da vâkıf, çok değerli, gün görmüş bir babaannesi vardı. O' nu hep rahmetle anarım..Nûr içinde yatsın.. Nur Hayat babaanne...
'Evlâdım.. derdi. Taşın bile ağırlığı miktarınca bir kıymeti vardır. Allah c.c. sizi, kıymetlerinizi takdîr edecek olanlara denk düşürsün!...
'Amin'.. derdik şaka- şamata gülerken; derdik de bu sözün gerçek anlamını anlayabilir miydik acaba? Sonrası bu sözü çok hatırlamış ve çevremdekilerle de yeri ve zamanı geldiğinde paylaşmışımdır.
Sizin kıymetiniz ne olursa olsun, karşınızdakinin değeriyle muamele görürsünüz. 'Altının kıymetini sarraf bilir' diyenler boş yere dememiş olsalar gerektir.
'Hayatta verebileceğiniz en önemli karar, evlilik kararınızdır.' diyorum. 'Bunda sizin ne kadar dahliniz vardır emin değilim, denk düşürmesi için Allah'a c.c. çokca duada bulunun.'
...............
Arkadaşımı anmadan da geçemeyeceğim burada...
Evleri bize yakındı. Babası, -ruhuna ve tüm geçmişlerimizin ruhlarına rahmet olsun- oldukça titiz yapıda bir insandı. O nedenle daha çok ben onlara giderdim. Gerekli durumlarda amcadan izin almaya yalnız ben cesaret edebilirdim. Çok severdi beni, geri çevirmezdi.
Annesine hâlâ 'mânevî annem' derim ve kardeşleriyle arkadaşlığım sürüyor.Kendisi -yabancı uyruklu- bir doktorla evlendi, yıllardır Türkiye' ye gelemiyor. Gelirse, İsrail onları geri almıyormuş. Yüreğim sızlıyor düşündükçe.. En sevdiğim arkadaşımdı.
Hayat.. yoruyor insanı çok kez...
Üniversitede ben Eczacılığı, o Diş Hekimliği Fakültesini kazanmıştı. Bağlantımız yine de sürmüştü.Okulu yarım bıraktı evlenince.. tahsilini bile tamamlamadı, biliyor musunuz?
Onların oturduğu mahallede Cerrahpaşa Tıp' ta okuyan bir arkadaşımız daha vardı. Bir de çok kafa dengi ve yaşı bizden az büyük teyzesi.. Hatice...
Hatçe' m!... İçimizde ilk o evlenmiş, İzmir' e gelin gitmişti.
Ne çok söylerdim o yıllarda Hatçem türküsünü...
"Denizin dibinde Hatçam demirden evler
Ak gerdanın altında da çiftedir benler
O kınalı parmaklar da o beyaz eller
Yolcuyu yolundan eyleyen dilber
Dalga dalga dalga dalga dalgalanıyor
Hatçayı görenler sevdalanıyor
Evlerinin önünde pınarlar harlar
Hatçam çıkmış pencereye ay gibi parlar
Ben Hatça’yı yitirdim de dumanalı dağlar
Gözlerimin pınarları durmadan çağlar
Ovalara duman çökmüş göremedin mi
A kız kendi saçını öremedin mi
Alçaklara karlar yağmış yükseklere buz
Gel sarılalım gaçalım ince belli kız
Yüce dağ başına Hatçam ekin ekilmez
Yağmur yağmayınca Hatçam kökü sökülmez
Ellerin köyünde Hatçam kahır çekilmez
Doldur ağıları içelim Hatçam

Yöre: Burdur Derleyen: Mehmet ERENLER

Yine mırıldanıyorum şimdi, aklıma düştü...
Evet Hatçe'm!...
Ne hoş gelin olmuştun. Türkân Şoray' ı andıran bir güzelliğin vardı. Nikâhında çekilen resmin, nişanlımın kıskançlığıyla ( daha birçok resmim gibi) ikiye bölünmüş olsa da durur elimde..
Resimde bile yanımda bir başka erkeğin görünmesine tahammülü yoktu.
Ne safmışım ben de, niye izin vermişim ki? : )
Saçlarım balıksırtıyla kombine edilmiş spor bir topuz şeklinde biçimlendirilmiş. Profil resmi, habersiz çekilmiş. Tebrik ederken gülümsüyorum.
Bostancı' da şimdi Hatçe'm...
Geçenlerde onunla İstanbul' un bir mesire yerine gitmiştik ve tüm aileyle, kardeşleri, annesi, kardeşlerinin eşleri vs. yıllardan sonra görüşme imkânımız olmuştu.
Birgül' dü Cerrahpaşadaki arkadaşımız.
Hatice onun teyzesiydi. Diğer yeğenleri Özgül, Nilüfer ve Fatih le de bu vesileyle bir araya gelmekten nasıl mutlu olmuştum.
Nasıl mutluyduk dedim... Onayladı Özgül:
Zengin değildik, babamız da yoktu ama.. mutluyduk!...
................
Hikâye içinde hikâye... Tarzım mı budur yüreğim mi oralara sürükler beni?
..............sürecek (inş.)
moladayız... : ))
Sevgiler...
Hayat

Hiç yorum yok: