31 Aralık 2009 Perşembe

Dizelerle Hayat...

Dizelerle Hayat...

Âfet-i gamdan acep dünyada kim âzâdedir
Herkesin bir derdi var madem ki Ademzâdedir
Bir humay-ı zevki bin sayyad-ı gâm takip eder
Böyle bir mevhuma,acep halk neden üftâdedir

(Dert âfetinden dünyada kurtulmuş, salıverilmiş olan kimdir?Âdemoğludur mâdem, herkesin bir derdi vardır.

Bir zevk kuşunu, bin gam avcısı tâkip eder.Birinden ikisinden kaçsan da, bininden nasıl kaçacaksın?Böyleyken nasıl olup da halk, yine de zevk kuşuna yakınlık duyar?)

(alıntı)

***

Etrafı, dünyayı ve hayatı doğru okumaktır bütün mesele. Böyle söylüyor kalem ve kelâm ehli. Israrla, ayrı ayrı açılardan bakarak dünyanın geçiciliğine işaret ediyor. Diyor ki; dünya hayatı bir uykudan ve hayâlden ibarettir. Tut ki hayâlinde sultan oldun, tut ki hayâlinde dilenci oldun. Uyandığın zaman ikisi de geçici olacağına göre ele geçmiş olan her şey sonsuz ve hakiki hayata başladığın zaman rüya hükmüne gireceğine göre ne diye gam çekersin.

Geç gelir tez gider deyû safa çekme keder
Âlemin hâli budur böyle gelir böyle gider

İçinde bulunduğumuz dünya hayatında safa geç gelir tez gider. Hâlbuki elem sıkça uğrar biraz da zor gider. Dünya hayatının tabiatı o, çünkü ta işin başında “çamurumuz karılırken yağan kırk günlük yağmurun otuz dokuzu gam biri neşeydi” diye takviye ederler manayı.

Göz yum cihâna aç gözünü dem gelir geçer
Sen göz yumup açınca bu âlem gelir geçer

ve şöyle devam eder;

Âdem oğlu âleme üryan gelir üryan gider
Nâle vü efgân ile giryân gelir giryân gider

İnsanoğlu dünyaya giyinmemiş olarak gelir ve öylece gider. Ağlaya ağlaya gelir ve yine ağlaya ağlaya gider. Aşağı yukarı aynı anlamda:

Hemân ağlayı geldim âleme ağlayı gittim ben
San ol nilüferim kim suda bittim suda yittim ben

Yani gelirken de giderken de dökülen göz yaşlarına işaret eder ve der ki; hani nilüfer çiçeği vardır ya suyun içinde doğar ve yine oracıkta ölüverir. İşte ben de geldiğimde yıkandım giderken yıkandım, suda bittim suda yittim.

Anlamlarının çözülmesi bir miktar daha zor gibi görünen Sâbit merhum da beytinde şöyle söyler. İçinde bulunduğumuz dünya hayatında sabırlı olmak gerektiğinde çok güzel işaret etmektedir.

Sunar bir câm-ı memlû bin tehî peymâneden sonra
Döner vefk-i murâd üzre felek amma neden sonra

Üst üste belki bin tane boş kadeh gelir. Arkasından bir dolu kadeh sunar şartlar, etraf , hayat. Ve senin mûradına uygun döner felek amma neden sonra. Sabra işaret eder. Güzelce sabretmek lazımdır, beklemek lazımdır. Dünya gamhânedir. Burada talebi çoğaltmamak lazım, emeli çoğaltmamak lazım. Çünkü ecel, emelin önündedir.

Av. Hayati İnanç

***

Yazılacak çok şeyler oluyor da içimden gelmiyor yazmak..Bu sıralar daha çok okuyorum.

Konya'ya gidip- döndüm Cemâlnur hanımlarla birlikte...

Resim ve videolar da var elimde ama yüklemek, anlatmak gerek :))
Çok selâm ve sevgiler ihmâl etmek istemediğim, aklımda, gönlümde olan tüm arkadaş- dostlarıma...

Güzelliklerle gelsin her yeni yıl...Umut olsun, şifâ olsun, devâ olsun gönüllere, cisimlere...
Aşk olsun...Muhabbet olsun...
Paylaşım ve huzur olsun...
E, daha ne olsun!... :))
Sevgiler çok çookkk...

Hatice/Hayat

10 Aralık 2009 Perşembe

Özledim... Ya sizler?...

Kuş Hâtıraları- İbrahim Sadri Link

Şiiri Gönderen : Ibrahim sadri
Şiir adı : Kuş Hatıraları
Benim çocukluğumda soframıza kuşlar konar
rüyalarımıza melekler uğrardı.
Kapımızdan yoğurtçu
bahçemizden ishakkuşu
kalbimizden yeni çıkan şarkılar geçerdi.

kışın bir sobamız olurdu
sobanın yanında kedimiz
kedinin önünde yün yumağı
bir Hayat Bilgisi fotoğrafı gibiydik.

Yerli malı kullanan
yurdunun üç tarafı denizlerle çevrili
kuru incir üzüm fındık
tütün çay narenciye kavun-karpuz yetiştiren
kuru üzüm inciri satan
karşılığında
çamaşır makinesi radyo ve otomobil alan
bir toprağın fertleri...
Biraz yoksul biraz mütevekkil
biraz mahcup biraz kırılgan
biraz naif ama hep umutlu...

Özlerdik.
Memleketteki halamızı
ince doğranmış bir dilim pastırmayı
yurttan sesler korosunu
akşam komşuluklarını
radyo tiyatrolarını
sabah ezanını
kalaycıyı bozacıyı
münir nurettin şarkılarını
orhan boran yarışmalarını
kandil gecelerini
duvarlarımızın sarmaşıklarını
bakkalımızın utana sıkıla veresiye hatırlatmalarını
okul önü kozhelvalarını
akşam oturmalarını
ve hayatı...

Top oynardık
ip atlar kedi kovalar
taşlarla birbirimizin başını yarar
mahalle savaşları çıkarır
gece olunca da tutar babalamızın elinden
yazlık sinemaya gider
Sadri Alışık Vahi Öz
Belgin Doruk Cüneyt Arkın seyreder
Olimpos gazozlar içer
güler eğlenir bağırır çağırır
dönerken yıldızları sayardık.
Sıkı çocuklardık.

Hepimizin birer yıldızı vardı
onlara isim takardık
onlar da bize isim takardı
pus ve dumandan önce bu şehrin
geceleri gözkırpan ve isimler takılan yıldızları vardı.

Benim yıldızıma Mehlika adını vermiştik
biz kimseden yana değildik.

Kimsenin de kendinden yana olmasını istediği birileri
olmazdı.
Bir değirmendeydik
öğütülen
öğütülürken türküler söyleyen
buğday başaklarına benziyorduk.
Ben
çorbalardan tarhanayı
yemeklerden kurufasulyayı
sigaralardan harmanı
belki bunun için çok sevdim.

Yollar bozuk musluklar bozuk
ziller bozuk paralar bozuk
ama adamlar sağlamdı.

Bu şehrin yıldızları vardı.
Saçlarına kurdelalar takan
çivitle yıkanmış beyaz çoraplarına
leke bulaşmasın diye su birikintilerinden sakınan
gözleri önlerinde
yürekleri ve beslenme çantaları ellerinde
küçük çocukları vardı bu şehrin
bu şehrin yıldızları vardı.

Ben Fenerbahçeyi amcam Vefayı tutardı.
Konya tahıl ambarı Mersin muz cennetiydi.
Taksim'den Fatih'e troleybus kalkar
Şişhane'de mutlak raydan çıkardı.
Vallahi hayat zor ve fakat çok matraktı.

Muammer Karaca adına bir tiyatro binası yoktu
bizzat kendisi vardı.

Başımız ağrırdı komşumuz vardı
gönlümüz daralırdı komşumuz vardı
Çorbamızı umutlarımızı
memleket kadar kalbimizi paylaştığımız komşularımız
vardı.

Geceleri bekçimiz
gündüzleri sütçümüz
bizim kadar zayıf da olsa
nohuta makarnaya alışmış da olsa
Sarman adında bir kedimiz
ceperimizde kırık misketlerimiz
çamur bulaşığı ellerimiz
ve gülümseyen bir yüzümüz
göstermekten utanmayacağımız bir içimiz
bir araya gelerek çektirebileceğimiz
bir aile fotağrafımız vardı.

Bir sabah bütün iyi şeylerin
Ayvansaray iskelesinden
hayal ülkesine doğru demir alan
bir şirket-i hayriyye vapuru gibi
aramızdan ayrıldığını gördük.
Sonra Ayvansaray'ın suları çekildiğini yazdı
gazeteler
Süheyla hanımın Raci beyin
Melahat mehveş ablanın
Niko'nun Ercüment efendinin çekildiğini ise
yazmadılar nedense
Ama yok ama yoklar.

Ne harman sigarası kaldı geriye
ne olimpos gazozu
ne Sadri alışık.

Kalan bir tortuydu belki.

Belki kırık bir rüya denizi
belki suya düşürdüğümüz suretimizin
cep aynamıza nüktedan bir yansımasıydı herşey.
Herşey Maltepe sigarasının
her arandığında
her bakkalda bulunabilmesi ile
büyüsünü kaybetmişti belki de.

belki de biz bir rüya mı görmüştük?

Hadi hepsi yalandı.
Hadi hepsi hayaldi.
Hadi hepsini ben uydurmuştum
Ama rüyalarımızın melekleri
ve sofralarımızın daim konukları kuşlar?
Ya onlar?
Onları siz de görmediniz mi?
Sizin de sofranıza konup
rüyalarınıza uğramadılar mı?
Onlar da mı yalandı?

* * *

Hepimiz özlüyoruz, değil mi?
Bugün ablamla telefonda konuşurken de söz ettim bu konudan (ablam yurtdışında yaşıyor).
Geriye döndürmek isteyip de döndüremediğimiz ne çok şey var. Basit görünen ama yitik, ulaşılamayacak kadar uzaklaşmış bir rûh, yaşam rûhu, kültürel değerlerimiz, alışkanlıklarımız... :)
Nasıl "dur!..." demeli bu olumsuza yönelişe? Ne yapabiliriz?
Çözüm arayışlarımız bile sanalda. Oysa yaşam gerçek...
Gerçekten ne zamana dek bu kopuş?
Nereye gidiyoruz?...


Epeyce uzak kaldım yazmaktan, blog dünyasından...Çok şeyler var da yaz/a/madım işte...
Uzaktan izlemeye çalıştım sizleri...
10 gündür kızım hastaydı ve ben zorunlu durumlar dışında ona nezâret etmeye çalıştım.

Şeb-i Arûs etkinlikleri başladı. Yarın Bağlarbaşı'nda, C:tesi ve Pazar Sütlüce' de etkinlikler var.
Pazar akşamı yola çıkmam gerekiyor bir engel olmazsa, inş.
Konya'ya yolculuk, birkaç günlüğüne...
Bakalım, kısmet...

Sevgiler...
Hatice

27 Kasım 2009 Cuma

Bayramlar Bayram Ola... :))

Bayramlar Bayram Ola... :))Tüm arkadaş ve dostlarımın Bayramını kutlar, sağlık esenlikler dilerim.
Sizleri seviyorum. :))

23 Kasım 2009 Pazartesi

On iki yıldan sonra...(Günce'm)

On iki yıldan sonra...(Günce'm)



On iki yıldan sonra buluştuğum bir dostumla Boğaz turundayız.Bize eşlik eder misiniz? :))

Sevgili Canan,
En azından bir video kaydı göndereyim dedim.Yazamadım güne dair olanları...
Belki elim değer de eklersem diye de GÜnce kaydı attım başlığa.
Sevgiyle kucaklarım.

3 Kasım 2009 Salı

Trabzon, geçmiş zaman...

Trabzon, geçmiş zaman...



Tüm günbatımları evimizin terasından, güller bahçemizden (pembe sarmaşık gülleri komşumun bahçesinden) ,deniz resimleri arkadaşımın yazlık evinden, yayla resimleri geçen yıl ziyarete gittiğimde arkadaşımın yaylasında (Sultanmurat Yaylası) çektiğim resimlerden derlenmiştir.
Fon müziği; Secret Garden, Cafe Anatolia-Dream's albümünden...

*
Bir süreliğine 'içimde'yim. Yazmak istesem de elim varmıyor.Tüm canlara sevgiler...

2 Kasım 2009 Pazartesi

Olgunluk...

Olgunluk...

20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden.

Sıkı dostları ve düşmanları oluyor insanın. On ları ölesiye seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.

30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor.İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sır tında dost işi hançer darbeleriyle ; ve en kötü zannettiği şefkatle imdadına yetişiveriyor.

Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini bir birine karıştırıyor.

İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu.

Anlıyor ki, iyi insan / kötü insan yok ; insanın içinde iyilik ve kötülük var, kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin ; kankardeşi. İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi. İyilik ve kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi.


Bunu anlayınca şaşmıyorsun nefretin birden şehvete dönüşmesine ; acı girdaplarının içinde hazzın raksetmesine.Tevazuyla gurur,haysiyet likle onur el ele yürüyor.

İnsan, şuuraltındaki isyankarla sahtekarı, gü nahkarla tövbekarı birarada farkediyor. Benim, hükmeden ve boyun eğen,zulmeden ve acı çe ken.Bunca şiddet kadar onca merhamet de benim eserim.


Minneti nefrete, korkuyu cesarete, zaferi hezimete bulayan benim.Kundak bezime tıpatıp benziyor kefenim,hayatım muhteşem ve sefil, mağrur ve rezil, hayasız ve asil.Ben, hem örs hem çekicim.


İşte bu keşif kolaylaştırıyor yaşamı..Anlıyorsun ki toplumlar gibi insanlar da kanlı içsavaşlarına borçlu ilerlemesini..

O zaman , iyileri kötülerden ayırmak gibi nafile bir uğraşı bırakıp ''başta kendin olmak üzere'' insanların içindeki iyiliğin peşine düşüyorsun ; kıymet bilmeyi ve '' yine başta kendin olmak üzere '' herkesi hoş görmeyi öğreniyorsun.

Tükendikçe pahalanıyor zaman ; günler azaldıkça uzuyor. Saçların gibi, seyreldikçe değerleniyor dostların.Günahları ve zaaflarıyla da övünüyor insanlar;sevapları ve zaferleri kadar.

Önemli değil kaç kez yenildiğin ; önemli olan, kaç yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin.

Bu paramparça ruhlardan, çelişkili duygulardan,çatışmanın açtığı yaralardan mucizevi bir ahenk çıkıyor ortaya

ki '' OLGUNLUK '' diyorlar adına.....

1 Kasım 2009 Pazar

Ruhlarımız Geride Kalıyor...

Ruhlarımız Geride Kalıyor...

Bir zamanlar Afrika'da kayıp bir şehri aramakta olan arkeologlar, beraberlerindeki eşya ve yükleri, hayvanların ve yerlilerin yardımı ile taşıyarak uzun bir yolculuğa çıkarlar. Kafile zor tabiat koşullarında, balta girmemiş ormanların içinde ilerleyerek, nehirleri, çağlayanları geçerek yolculuğa günlerce devam eder. Fakat günlerden bir gün yerlilerin bir kısmı birden dururlar.


Taşıdıkları yükleri yere indirir ve hiç konuşmadan beklemeye başlarlar. Ulaşmak istedikleri yere bir an önce varmak isteyen Batılı arkeologlar bu duruma bir anlam veremez, zaman kaybettiklerini, bir an önce yola devam etmeleri gerektiğini anlatarak, yerlilerin neden durduklarını öğrenmek isterler. Fakat yerliler büyük bir suskunluk içinde sadece bekler.

Bu anlaşılmaz durumu, yerlilerin dilinden anlayan rehber, onlarla bir süre konuştuktan sonra şu şekilde ifade eder:
"Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor."

Bu sahne, Michelangelo Antonioni'nin 1995 yapımı "Par dela les Nuages" (Bulutların Ötesinde) adlı filminden alınmıştır.

Modern şehir hayatının ve çağımızın getirdiği en büyük sorunlardan biri bu; "hızla, sonu bir türlü gelmeyecek olan hedeflere doğru çılgınca koşuşturmak" ve koşuştururken etraftaki ayrıntıları, manzaraları, küçük mutlulukları, kısaca hayata dair pek çok yaşanası güzelliği görememek ve kaçırmak...
Ya da yaşanan yığınla drama, saçmalığa ve ilkelliğe seyirci kalmak, duyarsızca sadece bakıp geçmek ve gitmek.


"Çok hızlı gidiyoruz. Ruhlarımız geride kalıyor."
Alıntı

Acının Gizlediği Armağan


Acının Gizlediği Armağan

Bir gün okyanusta yol alan bir gemi kaza geçirerek battı. Gemiden sağ kurtulan adamı, dalgalar küçük, ıssız bir adaya kadar sürükledi.

Adam ilk günler kendisini kurtarmasını için Allah'a yakardı ve yardım bulurum umuduyla ufka baktı. Ama ne gelen oldu, ne giden…

Daha sonra rüzgardan, yağmurdan ve zararlı hayvanlardan korunmak için ağaç dallarından ve yapraklardan bir kulübe yaptı. Sahilde bulduğu, gemiden arta kalan konserve, pusula gibi eşyaları bu kulübeye koydu.

Günler hep aynı şekilde geçiyordu. Balık avlıyor, pişirip yiyor ve ufku gözlüyor, kendisini kurtarması için Allah'a dua ediyordu. Bir gün tatlı su getirmek için yürüyüşe çıkmıştı, geri döndüğünde kulübesinin alevler içinde yandığını gördü. Duman, dans ede ede göğe yükseliyordu. Başına gelebilecek en kötü şeydi bu.

Keder ve öfke içinde donakaldı. Şimdi bu ıssız adada, başını sokabileceği bir kulübe bile kalmamıştı. "Allah'ım, bunu bana nasıl yapabildin?" diye feryat etti. O geceyi keder ve üzüntü içinde geçirdi. O kadar dua ettiği halde, başına bu olay geldiği için sitemler etti.

Ertesi sabah erken saatlerde, adaya yaklaşmakta olan bir geminin düdük sesiyle uyandı!

Bitkin adam kendisini kurtaranlara sordu;

"Benim burada olduğumu nasıl anladınız?"

Cevap onu hem şaşırttı, hem de utandırdı:

"Dumanla verdiğiniz işareti gördük!"

http://img241.imageshack.us/img241/7848/472663b15imefkfutz2.gif


Canımızı sıkan, gözyaşlarımızı inci gibi döküveren olaylar sessiz bir kurtuluş çağrısı, bir mutluluk davetiyesi belki de… İlk bakışta dayanılmaz gelen acı anlar, sonrasında kalbimizi kuş gibi hafifleten, ruhumuzu ısıtan tatlı tecrübelere dönüşüyor. Aydınlıkta seçemeyeceğimiz bir ışık, karanlık basınca fenerimiz oluyor. Keyfimiz yerindeyken burun kıvırdığımız tavsiyeler, yaslı anlarımızda imdadımıza yetişiyor. İyilik hallerinde sırt çevirdiklerimiz, zor anlarda sırtımızı dayadıklarımız oluyor.

Hikayede yanan kulübenin dumanıyla kurtuluş umudunun yeşermesi gibi, yaşamımızdaki kırık dökükler, yıkıntı ve ziyanlar, kayıp ve yenilgiler yenilenmenin, yeniden doğuşun tohumlarını ekiyor aslında…

Acı, derinlerinde gizlenen tatlı hediyelerle dolu. Yapmamız gereken, acıyla barışıp onu çözümlemek, gizlediği armağanı kalbimize buyur etmek…

27 Ekim 2009 Salı

Bu dünyada yolcuyuz...

Yaşamın anlamını kavramak için dünyayı dolaşmaya çıkan bir genç, gezdiği ülkelerden birinde ünlü bir bilgeyi ziyarete gitmişti. Gezgin genç, bilgenin yaşadığı evde, tüm duvarların kitaplarla kaplı olduğunu gördü. Fakat evi dikkatle gözden geçirdikten sonra, yerde bir kilim, duvar dibinde yatak olarak kullanılan bir sedir, ortada ise bir masa ve sandalyeden başka evde hiçbir eşyanın olmadığını gördü ve merakla sordu:


"Neden hiç eşyanız yok?" dedi. "Koltuklarınız, kanepeleriniz, büfeleriniz .. onlar nerede?"


Bilge, bu soruya karşılık olarak kendi bir soru sordu gezgin gence; "Senin de yalnızca, sırtında taşıdığın küçük bir çantan var yavrum" dedi. "Peki, senin eşyaların nerede?"


Gezgin genç, kendini savunurcasına yanıtladı bu soruyu: "Ama görüyorsunuz ben yolcuyum."


Ünlü bilge, hak verircesine güldü: "Ben de öyle, yavrum" dedi. "Ben de öyle...

"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER


"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER:


Merak edenlere;

DOMUZ GRiBi KONFERANS NOTLARI 20.10.2009 CERRAHPAŞA TIP FAK. Hastanesi;

"DOMUZ GRİBİ'NDEN KORUNMAK İÇİN BASİT FAKAT ETKİLİ ÖNLEMLER.

Mikrobun vücuda giriş noktaları yalnızca burun delikleri, ağız ve boğaz yoluyla olmaktadır. Çok bulaşıcı bir yapıya sahip olmasından dolayı her türlü önleme karşı H1N1 virüsüyle temas etmekten kaçınmak veya korunmak imkânsızdır. H1N1 virüsüyle temas etmek virüsün vücutta çoğalması kadar önemli değildir. Sağlığınız yerinde ve H1N1 hastalık belirtileri göstermiyorken virüsün vücutta üremesini, belirtilerin daha da şiddetlenmesini ve ikincil enfeksiyonların gelişmesini önlemek için dikkatimizi N95 veya tamiflu gibi ilaçları stoklamaya vermek yerine çoğu bildirgelerde bahsedilmeyen bazı çok basit önlemleri uygulayabiliriz.

1. Ellerin sıklıkla yıkanması ( Bütün bildirgelerde bahsedilmiştir)
2. "Hands-off-the-face" "Ellerinizle yüzünüze dokunmayın" yaklaşımı. Yemek, banyo ve yara bakımı gibi zorunluluklar dışında yüzünüzün herhangi bir yerine dokunmaktan kaçınınız.
3. Ilık tuzlu suyla günde iki kere gargara yapınız( tuza güvenmiyorsanız Listerine kullanınız). H1N1 'in boğaz ve burun boşluklarında çoğalıp enfeksiyona sebep olarak karakteristik belirtileri göstermesi için 2 -3 güne ihtiyacı vardır. Sağlıklı bir kişinin ılık, tuzlu suyla gargara yapmasının etkisi hastalığa yakalanmış olan bir kişinin tamiflu kullanması ile aynıdır. Bu basit ucuz fakat güçlü önleyici yöntemi küçümsemeyiniz.
4. Yukarıdaki 3. Önleme benzer olarak; Burnunuzun içini en az günde bir kere ılık tuzlu suyla /serum fizyolojikle temizleyiniz. *Günde bir kere burnunuzu sümkürün ve sonra ılık tuzlu suya batırılmış pamuk tamponlarla silerek temizleyiniz. Bu yolla burnunuzda bulunan virüs sayısını etkili bir şekilde azaltmış olursunuz.
5. Narenciye suları gibi C vitamin bakımından zengin olan yiyecekler kullanarak doğal bağışıklığınızı güçlendiriniz. Eğer ilave olarak C vitamin kullanmak zorunda iseniz emilimi artırmak için mutlaka Çinko ile birlikte alınız.
6. Bitkisel çaylar, çay, kahve gibi sıcak veya ılık içeceklerden içebildiğiniz kadar çok içiniz. * Sıcak içecekler içmek gargara yapmakla aynı etkiye sahiptir fakat ters yöne doğru. Sıcak içecekler virüsleri yaşamaları mümkün olmayan ortama sahip olan mideye doğru yıkayarak götürürler. H1 N1 virüsü mide'de çoğalamaz, herhangi bir zarar veremez ve hayatiyetini devam ettiremez."

Dr.Vinay Goyal


Domuz Gribi pandemisinde bu kış ikinci dalga bekleniyor.
11 Ekim 2009 itibarı ile dünya genelinde %1.18 (399,232. vak'ada 4,735. ölüm) mortalite hızıyla seyreden salgında tıpkı 1918 H1N1 pandemisinde olduğu gibi ikinci dalgada mortalite hızının artması söz konusu olabilir.

26 Ekim 2009 Pazartesi

Aşk-ı Beka' dan alıntı: AŞK

..AŞK..


Aşk-ı Beka' dan alıntı: AŞK


Aşkın bu dünyadan olmayan bir zamanda, bütün ruhların toplandığı mekanda, ruhun sözleştiği ve birbirini sevdiği tanışını bu dünyada hatırlaması olduğunu anlattı. "Ama" dedi biri "hesapta ruhun tanışını bu dünyada hiç bulamaması ona rastlayamaması var". diğeri "buldum zannedip de yanılmak var" diye ekledi. "Bulup da tanıyamamak var" dedi biri. "Ve ki bulup da onun tarafından hatırlanmamak var" diye tamamladı diğeri.."

dedi sevgili UÇURTMA! Nazan Bekiroğlu'nun Cam Irmağı Taş Gemi isimli kitabından alıntı yaptığımız yazıya..
teşekkürler UÇURTMA!

2009 KONYA ŞEB-İ ARUS KONYA SEYAHATİ.


2009 KONYA ŞEB-İ ARUS KONYA SEYAHATİ

SEVGİLİ DOSTLAR,


HOCAMIZ CEMALNUR SARGUT’UN TEŞRİFLERİYLE; “GÜNEŞLE AYDINLANANLAR” ULUSLAR ARASI ŞEMS SEMPOZYUMU VE HZ. MEVLANA HAFTASI ETKİNLİKLERİ “ŞEB-İ ARUS” ÇERÇEVESİNDE YAPILACAK OLAN BU YILKİ KONYA SEYAHAT PROGRAMINI EKTE SUNUYORUZ.

SAYGILARIMIZLA.

SEVGİLİ DOSTLAR,

ŞEB- İ ARUS NEDENİYLE BU YIL DÜZENLENECEK OLAN KONYA SEYAHATİ İKİ SEÇENEKLİ OLACAKTIR.

1. SEÇENEK ( 4 GECE 5 GÜN )

14.12.2009 GÜNÜ İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN HAVA LİMANI' NDAN PEGASUS HAVAYOLLARI İLE SAAT 06:40 HAREKETLE KONYA VARIŞ VE OTELE GİRİŞ.

18.12.2009 CUMA GÜNÜ KONYA' DAN THY İLE 09:10 HAREKETLE İSTANBUL ATATÜRK HAVA LİMANI' NA VEYA PEGASUS HAVAYOLLARI İLE 20:45 DE İSTANBUL SABİHA GÖKÇEN HAVALİMANI’NA VARIŞ. ( UÇAK BİLET FİYATLARI DEĞİŞKEN OLDUĞUNDAN TALEPLERİNİZİN BİZE ULAŞTIĞI TARİHDEKİ RAKAMLAR ÜZERİNDEN BELİRLENECEKTİR. )

SEYAHAT BEDELİ 375.- YTL ' DİR ( OTEL ODA KAHVALTI VE KONYA HAVAALANI TRANSFERLERİ )

UÇAK BİLETLERİ TARAFIMIZDAN TEMİN EDİLEBİLİR


2. SEÇENEK ( 4 GECE 5 GÜN )

13.12.2009 PAZAR GECESİ SAAT 22:00 SUADİYE OTEL ÖNÜNDEN HAREKET,

14.12 2009 SABAHI ANKARA' DA HACI BAYRAM VELİ HAZRETLERİ TÜRBESİNİ ZİYARET KONYA'YA VARIŞ VE OTELE GİRİŞ.

18.12.2009 CUMA GÜNÜ 11.00 DA KONYA' DAN HAREKETLE İSTANBUL' A VARIŞ

SEYAHAT BEDELİ 475.- YTL' DİR. ( OTEL ODA KAHVALTI VE ULAŞIM )

***

Ayrıntılar bende.. Duyurayım istedim.
Sevgiler...
Hatice/ Hayat

Hayat ERTELENMEZ!...



HAYAT ERTELENMEZ!... (İZLEMENİZİ ÖNERİRİM. )

23 Ekim 2009 Cuma

Bir kez daha...

Bir kez daha...

http://www.facebook.com/video/video.php?v=1206072626611

Elif hanım çok güzel tanımlamalar paylaşmış.Kitabı okuduğumda da beğenmiştim bu kuralları... Tasavvufa yabancı olanlar için faydalı, içinde olanlar içinse belki hafif gelebilecek bir kitap. Bir özeti, romanla aynı sayabilir miyiz? Mesnevî' den sonra 'aşk' özet olsa gerek değil midir? Yine de kural olarak tanımlanan düşünceleri beğendim.

***


Bâzı şeylerin gitmesine izin vermek işte bu nedenle çok önemlidir. Onları serbest bırakmak.Gevşek olanı kesmek…İnsanların hiç kimsenin işaretli kâğıtlarla oynamadığını anlaması gerekiyor; bazen kazanırız ve bazen de kaybederiz. Hiçbir şeyi geri almayı bekleme, yaptıkların için takdir edilmeyi bekleme, ne kadar zeki olduğunun keşfedilmesini bekleme ya da aşkının anlaşılmasını. Daireyi tamamla. Gururlu, yetersiz ya da kibirli olduğun için değil, sadece artık onun senin yaşamı...nda yeri olmadığı için. Kapıyı kapat, plağı değiştir, evi temizle, tozdan kurtul. Geçmişte olduğun kişiyi bırak ve şu anda kimsen o ol.
ZAHİR-Paulo Coelho

22 Ekim 2009 Perşembe

Son günlerden kareler...






Yalnızca birkaç kare...
Kasımpatılar, Mısır Çarşısı'ndan.
Eminönü-Kadıköy hattında çekilmiş, deniz görüntüleri.
Cemalnur hanımla birkaç gün önce çekilmiş üstteki resim. Yorgunluğum resimde de hissediliyor,her ne kadar makine ve oda ışığı ayarları da iyi değilse de...
Haftanın 6 günü havuzda olduğum için, antibiyotiksiz atlatamayacağıma karar verip, üst solunum yolu enfeksiyonumun tedavisine başladım.
Yazmak dahil birçok şeyi erteledim.
Ancak izlemeye çalışıyorum.
Tüm dostlara sevgiler... :))
Hatice/Hayat

17 Ekim 2009 Cumartesi

Sende Kalmış



Bilmiyorum nerdeyim, ne haldeyim, ben kimim
Ayrılırken kimliğim, adresim sende kalmış.
Tebessümü yüzüme çok görüyor matemim
Güldüğümü gösteren tek resim sende kalmış.

Akların kaybolduğu, rengin ahenk bulduğu
Toprağın kadehine ab-ı hayat dolduğu
Bir gül için, bülbülün saçlarını yolduğu
Aşkın harman olduğu o mevsim, sende kalmış.

Nerede o çocuksu, o şımarık hallerim,
Saçlarına hasreti tanımayan hallerim,
Rengarenk rüyalarım, toz pembe hayallerim
Tekmil neşem, sevincim, hevesim, sende kalmış.

Ayıplama, kınama, kahveye gidiyorsam,
Avunabilmek için bir tavla atıyorsam,
Garson çay uzatırken ben aklımda diyorsam,
Sende kalmış demektir, ladesim sende kalmış.

Dostlar da muhabbeti kestiler, lüzum da yok.
Zaten senden ziyade sohbetim, sözüm de yok.
Sen dönmeden kimseye bakacak yüzüm de yok.
Aynalarda kendimi göresim sende kalmış.

Sende kalmış umudum, saadet çağım sende,
Sende kalmış huzurum, tüten ocağım sende,
Sende hayat kaynağım, duygu membağım sende,
Can diyorum sana,can kafesim sende kalmış.

Allah' ım düşmanımı düşürmesin bu zaafa,
Sanki her noksanımı mecburum itirafa,
Hangi şarkıya girsem, notalar do re mi fa
Sol diyorum sana sol, la sesim sende kalmış.

Gel Tanrıya borcunu teslim etsin bu yürek,
Tez gel ki enkazımı kapatsın kazma kürek,
Kelime-i şahadet getirmem için gerek,
Son diyorum sana, son nefesim sende kalmış.

Cemal Safi

15 Ekim 2009 Perşembe

Şair...

Şair...


15.10.2009
Yazmak... Çok kez zevkli, ihtiyaç kimi kez...Bir de elim klavyeye varabilse!... :)
Ruhumun yetişmesini beklemeksizin koşuştururken, tarih oluveriyor yaşanmışlıklar.
Kameramda poz olarak kalabiliyorlar en iyi ihtimalle.
Bir vapur güvertesinden görüntülenmiş raksedercesine kıvrak hareketlerle seyreden onlarca balık...
Bulut kümeleri, Boğaz'dan bir kare, bakışlarımı esir alan martılar, geçmişi hatırlattığından ne düşüneceğimi bilemeden, duygularımı çözümleyemeden, öylesine dalıp gittiğim kasımpatılar...
Az önce küçük kızımla konuşuyorduk. Bir şiirden söz etti, okumamı isteyerek; okudum.

BİR ADIN KALMALI

bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet

sen say ki
ben hiç ağlamadım
hiç ateşe tutmadım yüreğimi
geceleri, koynuma almadım ihaneti
ve say ki
bütün şiirler gözlerini
bütün şarkılar saçlarını söylemedi
hele nihavent
hele buselik hiç geçmedi fikrimden
ve hiç gitmedi
bir topak kan gibi adın
içimin nehirlerinden
evet yangın
evet salaş yalvarmanın korkusunda talan
evet kaybetmenin o zehirli buğusu
evet nisyan
evet kahrolmuş sayfaların arasında adın
sokaklar dolusu bir adamın yalnızlığı
bu sevda biraz nadan
biraz da hıçkırık tadı
pencere önü menekşelerinde her akşam

dağlar sonra oynadı yerinden
ve hallaçlar attı pamuğu fütursuzca
sen say ki
yerin dibine geçti
geçmeyesi sevdam
ve ben seni sevdiğim zaman
bu şehre yağmurlar yağdı
yani ben seni sevdiğim zaman
ayrılık kurşun kadar ağır
gülüşün kadar felaketiydi yaşamanın
yine de bir adın kalmalı geriye
bütün kırılmış şeylerin nihayetinde
aynaların ardında sır
yalnızlığın peşinde kuvvet
evet nihayet
bir adın kalmalı geriye
bir de o kahreden gurbet
beni affet
Kaybetmek için erken, sevmek için çok geç

Ahmet Hamdi Tanpınar

'Nasıl?' diye soruyor. 'Nasıl bu kadar güzel okuyabiliyorsun ilk kez okuduğun, üzerinde çalışmadığın bir şiiri?'
O da Allah vergisi aslında, çok çaba sarfetmem gerekmedi. Böyleydim hep. :)

Bu akşam bir arkadaşımın önerisi ile şair Bekir Sıtkı Erdoğan' ı aradım.Normalde birinin telefon numarası bir başka kimseye verilecekse, öncelikle numaranın sahibinden izin alınmalıdır diye düşündüğümden tedirginlik yaşadım ve bunu dile getirdim de...
Arkadaşımsa hoşgörüyle karşılayacağından öylesine emindi ki, aradım.
Durumu açıklamaya çalışıp, kendimi tanıttıktan sonra, görüşmeye müsait durumda olup- olmadığını sordum.
Edebiyat ve musikî ilgimden, hayranı olduğum şiirlerine; samimi bir havada gelişti konuşma...
Hancı, Karagözlüm efkârlanma (ibibikler..), Marya...

Geri dönüşler yaşıyorum yine. Bir arkadaşımın hatıra defterinden okumuştum lise yıllarımdayken 'Marya' adlı şiirini.

Hancı, buram buram bir gurbet türküsüyle titretirdi yüreğimi...

....
'Garibim, her taraf bana yabancı,
Dertliyim çekinme, doldur be hancı!
İlk önce kımıldar hafif bir sancı,
Ayrılık sonradan kor yavaş yavaş...'

.....

Güzellikler bâki kalsınlar dileğinde bulunduk birlikte.. Yozlaştırılmasından duyduğumuz üzüntüyü dillendirdik.

Nerede oturduğumu sordu. Söyledim. Anadolu yakasında, Erenköy' deymiş kendileri.
Dâvet etti, eşinin de misafiri çok sevdiğinden söz ederek...
'Zevkle... Onur duyarım!' diye cevapladım. Bakalım ne zamana denk düşer? :)

Bu kubbede bir 'Hoş sâdâ' olarak kalsın istedim paylaşmaya çalışırken.
Tüm dostlara içten sevgiler...

Hatice