20 Ağustos 2009 Perşembe

Dost: 3 Meryem... 1-2. Bölüm

Dost: 3 Meryem... 1-2. Bölüm
mutluluk,sevdigini hissetmektir yanında


"Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun."

Ben Sana Mecburum-Link

...
Hani, yürümeye çok yaklaşmış bir küçük çocuk düşünün... Bir adım atsa, devamı gelecektir, 'eli kulağında' dır deyim yerindeyse...
Hani, ağzı kelimelerle doludur minik yavrunun...Bir başlasa cümleler kurmaya, sular seller gibi çağıldayacaktır.
Ah, o ilk adım, ilk kelime!...
Anahtarı kapıların, ilk vuruşu domino taşlarının...

Sabahtan bu yana oyalanıyorum bilgisayar başında...
Biliyorum, yine doldum, taşımakta zorlanıyorum. Boğazımdaki düğümü çözmem gerek, yürek yükümün bir kısmını salıvermek...

Annemi doktora götürdük dün, yanımda Gürcü bakıcısı Lia (Maia diye sesleniyoruz)
Geçen kıştan bu yana kısmî felçli annem, önceki yazılarımı okumuş olanlarınız bilirler.

Oğlumu havaalanına bıraktım önce, dün...(Dede ve babaannesini ziyarete gitti)
Ardından kulak temizliği için KBB' a götürdüm annemi.. yanımda bakıcısı Maya...
Onu çıkarmakta zorlandığım için, hazır çıkmışken Meryem' e de bir uğrayayım dedim.
Sabah telefonda konuşmuştuk, annene gittiğinde haber ver, gelebilirim ben de müsait olduğumda.. diyordu.
Temizliğe kadın gelecekmiş, sen uğra fırsat bulursan dedi.
Arabayı Göktürk' e doğru sürdüm.
Yazıyı hazırlarken, önceki bölümlerde Meryem' e dair yazılanları okuyabilir dileyen arkadaşlar...
Bir hatırlayalım mı?


Geçen Yaz'dan (Meryem' le bir gezi)


Geçen Yaz' dan (Meryem' le bir gezi)
İlham… Tuhaf şey…İlham perileri….hesap-kitaplarını, sağlarını-sollarını anlayabilen varsa beri gelsin.
Uykum kaçtı-çok sık olmaz bu, yorgunluktan yenik düşerim uykuya. Pilimi bitirmek için gayret ettiğimi söylememe bilmem gerek var mı?? ) Gerçi yaz aylarında sabah namazı çok erken oluyor. Geç vakitte uyuyan insanın uyanması imkânsız gibi. Ben de beklemeyi tercih ediyorum bu durumda.
Terastayım. Sessizliğin içindeki sesleri dinliyorum. Misk gibi bir hanımeli kokusu getiriyor rüzgâr. Ağustosböceklerinin sesi hâkim ortama ve çook sevdiğim koku-hanımeli-… İçime çekiyorum kokusunu, yudumlarcasına…
A aa,,,Cici köpeğimiz havlamıyor. aferin, sabahın köründe nasıl davranması gerektiğini biliyor. Ayrıntıya boğmayayım daha fazla, korkarım yazı kaynayacak arada. )
Yine çok şey birikti.Kına gecesinden sonra yazdım mı? Hatırlamıyorum. Hâlâ sağ elimin ayasında kırmızı renkte bir daire var. Biraz solmuş ama. Denize gittik ya, deniz suyu çok etkilidir. Günlerimi karıştırdım gibi, aklımda kaldığı kadarıyla, Pazartesi(hafta başı) bebek beklediğini öğrendiğim bir arkadaşın canının çektiği jöleli pastayı hazırladım önce. Hazırladım ya, ben bu işlerden öyle el-ayak çekmişim ki(uzak kalmayı tercih ediyorum sürekli) ısınmam vakit aldı biraz. Hazır, pasta altı keki kullandım ki kendim daha güzel hazırlarım. Önce muhallebisi, ardından kremşanti, sonra meyveler ve çilekli sos. Aslında jöle kullanmam gerekiyordu ama mevcut olanı kullandım. Pratikliğimi severim, tariflerimi de değiştiririm, takılmam. Küçük sayılacak bir kap kullandığımdan(normalde fırın tepsisi boyutunda hazırlarım ve süslerken çok zengin desenler oluşturabilirim), bir de süsleme meyveler de istediğim çeşitler elimin altında olmadığından görüntü bana göre vasat kaldı. Lezzet mi? Sormayın yaa her zamanki gibi işte. Her tadına bakan tarifini istedi. Gerçi aynı tarifi başkalarına da veriyorum amaa..ı-ıh…benimki gibi olmuyooo… Ne çok övdüm kendimi, ayıp, ayıp! )
Aynı gün sosyal güvenlik kurumlarından biriyle sözleşmemi uzattım.Şu, kitap yaz, baskısını düşünme, benden diyen arkadaşıma uğradım, bilgisayarında bana göstereceği resimler varmış. (Meryem) Ertesi gün için kızlarımı da alıp onun kışlık evlerinde yan daire komşusu olan arkadaşının yazlığına gitmeyi plânladık. Aylardır istiyorduk da (arkadaşı çağırıyordu) ancak sıra geldi.Oradan çıkışta da annesi hasta olan arkadaşımla oturdum bir süre. Yoğun bakıma alınmıştı yine hasta… Doktoruyla konuşup durumu hakkında bilgi aldım.Sonrası da yürüyüş tabiî… Kimi zaman yetişemiyorum, bu aralar 7 günü 5 güne indirmek zorunda kalıyorum istemeden. Bakıyorum ki onu da bunu da yapayım derken vakit geç olmuş. Kimi zaman 10’da yürüyüşe çıktığımı bilirim. Hattâ site içinde(kapının önünde) 11-12 (23-24)de bile yürümüşlüğüm vardır. O saat iyi bir tercih olmuyor. Gevşetmemek adına inat ediyor ve yapıyorum ama kendimi dinlemeyi öğrendim az çok. Şimdi daha hoşgörülü, toleranslıyım kendime.
Ertesi gün(küçük kızım bir önceki günden beri sindirim sistemi enfeksiyonu yaşıyordu), arkadaşa gitmek üzere hazırlandık. Küçük kızım gelmeyeceğini söyledi. Gereken ilaçları vermiştim ve durumunu kontrol etmeye çalışıyordum. Normalde kendi hâline bırakırım. Hem ben gittiğim yerde daha rahat olurum (gönüllü gelmeyince hoşnutsuz olan taraf diğer tarafı da etkiliyor genelde) hem de o, daha hoşlandığı bir konuda yoğunlaşır, idare ederiz böylece.
O gün:Hayır kızım, dedim, bilirsin normalde ısrar etmem hiç. Gel, kendini oyalayacak kitap, müzik ne gerekiyorsa yanına al, oyalanırsın, olmadı, orada da uzanır dinlenirsin. İyi hissedersen de yüzersin. Seni yanımda istiyorum ve itiraz kabul etmiyorum. Çok inatçıdır. İstemediği bir şeyi yaptırmak hemen hemen imkânsızdır. Bununla birlikte benim kesin tavrım karşısında gönülsüz de olsa hazırlandı.
Önce birlikte gideceğim arkadaşımı (Meryem'i ) evinden aldım arabayla, tedavi görüyor ve dinlenmesi gerekiyor. İki araba ile gitmeye gerek yok ben seni alır bırakırım dedim. Yol yapımı vardı, yarım saatlik mesafeyi 1 saatten uzun sürede aldık. Bu da gönülsüz gelen küçükhanımın suratına yansıdı tabiî. Bu arada ben de ufaktan gerilmeye başlamıştım.Neyse, sonunda gideceğimiz yere vardık. Biraz sohbetten sonra hazırlanıp denize indik. Resimleri site ana sayfasında var. Yüksek bir konumda ev, denize merdivenlerle iniliyor. En hoş tarafı da özel arazi olması, çevrede kimsenin bulunmamasıydı. Hava aşırı sıcaktı o gün, tam deniz havası yani.Küçük kızım önce yüzmeye yanaşmadı, nasılsa sonra fikir değiştirdi. Su nasıl güzel, nasıl ılık… O sıcaklığa rağmen güneş de yakıcı değil… Kısaca çok güzel saatler geçirdik. Güneşin etkisini azalttığı saatlerde girdiğimiz vakit 1-2 saat arası oyalandık. Normalden uzun bir süre sürekli girilmediğinde denize ancak , sorun oluşturmadı.Sonrasında bir çay faslı, abartısız… Samimi, keyifli…Arkadaşı evine bırakıp biz de eve döndük.O gün yürümedim. Yeterince hareket etmiştim zaten.Kızımda sorun çıkmadı ancak sonraki iki gün ben …. Bulantı, iştahsızlık vs ile gezdim. Tedavi sırası bana gelmişti. Zoraki bir kahvaltı yarım yamalak… Onun dışında meyve bile görmek istemiyordum. O günü dinlenerek geçirdim.
Ertesi gün yardımcım ve kız kardeşi geldiler. Çocuklarımı büyüten (en fazla benimle çalışan hanım), 19 yıl olmuş bakıyorum da…Arada kaç yardımcı değişti. Uzun süre çalışanlar az oldu…Kötü huyum insanlara fazla insancıl davranmam ve onların bunu suistimal etmemelerini beklememdir.Dilimi anlayabilen birkaç kişi ile geçti yıllar işte.Biri bu hanım, şimdi çalışmıyor. Tanıyan herkesin, işini ve hanımlığını beğendiği birisi. Düşünüyorum da öyle güzel günlerimiz oldu ki... Geçmişte gecenin 11-12 sinde onu arabayla eve bıraktığım zamanlar oldu (genel düzenlemelerde vs)
Bir de birkaç yıl çalışan ve hâlâ görüştüğüm bir kızım ) vardır. Bir tanıdık aracılığıyla başladı çalışmaya. İlk görüşmemizde eczaneye geldi. Hatırlıyorum. Yemek konusunda da yardıma ihtiyacım var. Nasılsın bu konuda diye sormuştum. Çok kendinden emin bir:Oldukça iyiyimdir. Annem çalıştığı için küçük yaşlardan itibaren epeyce tecrübem oldu bu konuda, cevabını alınca biraz şaşırıp gülümseyerek:-Hmm, oldukça iddialıyız. Görelim bakalım…gibi bir şeyler söylediğimi hatırlıyorum.Ona alışmak kolay oldu. Çok saygılıydı, temizdi, becerikliydi, çocukları seviyor, ablalık yapıyordu. Kısaca…gözüm arkada kalmıyordu.
Buna rağmen eğer evdeysem çocuklarımın okuldan gelir gelmez sordukları ilk sorunun:—Annem evde mi? Olduğunu çok net hatırlıyorum.Ya da eşim:—Anneniz evde mi? Ne kadar hassasiyetler var dikkat edilmesi gereken.Niye sadece evlenir insanlar-niye dikkat edilmesi gerekenlerin eğitimi uzun uzadıya verilmez evlenecek olanlara? Annelik eğitimi de öyle-çocuk yetiştirmek de öğrenene kadar ne çok yanlışlar yapılıyor, yapıyoruz.Yine konuyu çok dağıttım, toparlayacak olursak… Yardımcım ve kız kardeşi geldiler. Bahçeyle ilgilendi birisi dikmek istediğim sebzeler vardı. Diğerlerinin de gübrelenmesi vs.O akşam kargosuna zeytinyağlı yaprak sarma sözü vermiştim oğluma…Bir saatin içinde bahçe(iki komşunun ve bir de bizim) gezip yaprak toplamak, iç hazırlamak, yaprakları haşlayıp sarmak-halledildi.Diğer 1 saat pişmesine ayrıldı ve son yarım saat arabayla kargoya yetiştirmeye…Neden diyor- keşke az daha önce söyleseydin, hazırlardık Hayat hanım. Ya diyorum, yetişir… Hadi gayret. Bir taraftan da gülüyorum. Hızlı davranıyorum, sistemli- sakin ama hızlı tavrım onlara da bulaşıyor ve hallediyoruz şükür.Yola çıkmadan önceki son 1-2 dakikada yakalıyorum kargoyu, teslim ediyorum paketi.Doğru yürüyüşe…Ertesi gün oğlum arıyor:-Anne kim yaptı bu sarmayı?-İçini ben hazırladım, ….larla birlikte sardık.-Anne süper olmuş. Hiç bu kadar güzel olabilir mi ya ellerine sağlık.-Kafa mı buluyorsun? )-Yok anne ciddiyim gerçekten çok güzel olmuş.-Özlemişsindir.-Olabilir ama kaynatma, yine de çok güzel olmuş.-Sevindim, afiyet olsun.-Sağ ol anne-kız )
(Sürecek... demişim ama süremedi.. : ) Sevgiler... Hayat

19 Ağustos 2008 Salı

Eylül Esintileri (anı- günlük)


Yazının ilk bölümü linki:


Dalgaların çekimine karşı koyamamışımdır pek..'Deli ruh' umu mu yansıtır bana, niyedir acep böylesi çekmeleri beni?Onların bembeyaz köpüklerinde ruhumdaki kederler aklanır sanki, mırıltıları ninnidir bana...Günlerdir sıcak..rutubetli sıcak var İstanbul' da...Yoruyor bu hava insanı, dışarı çıkmak istemiyorum.Meryem' i anlatıyordum sizlere, yazmıştım, aynı dönemde geldik İstanbul' a.. Bir yıl geçti yaklaşık.Onunla nasıl tanışmıştık? hatırlamaya çalışıyorum..yok, olmuyor...Kampüsten ortak arkadaşlarımızdan birinde görmüşümdür muhtemelen.Çok sevdiğim ruhlardan biri o..Ruh ikizlerimden biri.Adımbaşı da bir ruh ikizine rastlayamıyor insan, mâlûm.. : )

Bir kahve hazırladım kendime..nescafe ya da cappuccino değil..nescafe sevmem, sütle içebilirim.Cappuccino alışkanlığım yok, tadından hoşlanmışımdır ama sürekli bulundurmam.Rüzgârla karışık sıcak-sert bir hava..kendime gelemedim henüz.Sabaha karşı iki buçuk civarında uyudum. 04. 45 te ayaktaydım. Kızlarımı havalimanına bırakıp, bir miktar daha uyudum.

Anneme gittik yine dün.Ablam da geldi, komşumuzun torununun kına gecesine bir uğradım.Çok eski arkadaşlarımdan birine de rastladım, biraz geçmişe döndük bu arada..Düzensizlik yoruyor insanı, gün ışığına endeksli yaşamak gerek.

Neyse,konuyu daha fazla dağıtmayayım. Meryem' in de İstanbul' da olmasına çok sevinmiştim hani...Kampüs yürüyüşlerimiz, onun balkonunda hazırladığı şark köşesindeki muhabbbetlerimiz,ortak arkadaşımız olan çok kafa dengi olduğu yan komşusuna gidip denizde geçirdiğimiz gün, hastalığını öğrendiğinde içine kapanması, ameliyat ve tedavisi, tekrar kendine gelmesi, ameliyat sonrası bir gün kampüsteki gül petallerini birlikte toplayıp gül reçeli hazırlamamız birer birer geçiyor aklımdan...Bizim evin bahçesinde çektiğim fotoğraflarına bakıyorum.Uçuk mavi bir döpiyes var üzerinde..aynı renk tonlarında eşarp, oğlunun anneler gününde aldığı.. gülümsemesi mahzun mu ne?...Yine yan daire komşusuyla ellerinde mimozalar bana geldikleri gün, birlikte hazırladığımız 'kısır' , seslendirdiğimiz 'nostalji şarkıları' , o günkü neş' emiz...
Sonbahardı buraya gelişim. Eylül...İçinde doğduğum ay, hüzünle romantizmi birarada barındırdığını düşündüğüm ve sevdiğim...Annemin felç geçirmesi kış dönemine denk geldi. Nasıl inceden ayarlanmış her şey diyorum. Yıllarca gurbette kal, döndüğünün iki üç ay sonrası annenin sana ihtiyacı olsun..İlk üç ay benim için çok yorucuydu, annem ve kendi oturduğumuz ev arasında, İstanbul trafiği ve uzaklık da dikkate alınacak olursa epeyce yorucu geçti.
Sonrası Gürcü bir bakıcımız oldu. Gönül Akkor' un kızı ile tanıştım (bir arkadaşımın komşusuydu). Ziyaret ettim annesini de hattâ..O vesile oldu bakıcımızı bulmamıza, sağolsun.Annesi de yıllar önce geçirdiği bir rahatsızlık sonucu bakım gerektiriyor belli ölçüde. O da çok bakıcı değiştirmiş ve en son belli bir aracı kurumdan bulduğu şahıstan memnun kalmış.Referansımız o oldu.
'Güzel havalarda aklıma hep sen geliyorsun..' diyordu Meryem...Doğrusu, benim de aklıma o geliyordu. Biz, fırsat buldukça biraraya geldik bu dönemde.Henüz kalorifer sistemi ayarlanmamışken gitmiştim bir keresinde.Elektrikli ısıtıcılar vardı birden fazla. Gece onda kaldım. Nasıl ihtimam gösterdi, canım...Üşüyeceğim diye korkuyor.Bu görüşme sonrasında telefonumdan silmediğim bir mesajı var.
6.Aralık.2007Mesaj çekmeyi öğrendim.Sesini duymak için aramıştım.Sesin iyi.O gece seni hasta etmediğime sevindim.Ben grip oldum.Öptüm. Meryem...
Seni seviyorum Meryem, seni çok seviyorum.Gözlerimde bulutlar var bu yazıyı hazırlarken. Seni hüzünle hatırlamak istemiyorum ki ben, hüzün yakışmaz ki senin hâtırana...
İnsanın yüreğini bakışlarından okumaya çalışmış mısınızdır hiç? 'Gözler kalbin Aynasıdır' derler ya hani.. 'Gözler yalan söylemez.'Yüreğini yansıtan bakışlarıyla sevmişimdir onu.
'Hâlâ bu kadar ince düşünen insanlar kaldı mı?' dedirten söz ve davranışlarıyla, doğallığıyla, ölçülü çılgınlığı ( Bu da ne demek oluyorsa artık..) ile bağlanmışımdır.
Bir akşam vakti Göktürk' e gittim. Geleceğimi biliyordu. Karşıladı beni. Onun arabasıyla akşam karanlığında daldık araziye 'Dur sana ağaçları göstereyim' derken...N'apıyosun?.. demeye kalmadan çimenlerin üzerinde, ağaçların arasında turlamaya başladık.
'Çılgınım ben' diyordu gülerek..'Beni aratmazsın hani, sağ olasın' diye cevaplarken, biraz da şaşkın ama mutluydum.
Aynı akşam, budattırdığı ağaçlardan çıkan dallarla ateş yakacaktık, öyle planlamıştık. Şiddetli bir rüzgâr çıkınca vaz geçmek zorunda kaldık.
Kirazların çiçekte olduğu zamanlardı. Hava öylesine ılık ve aydınlık...Telefon açtım. 'Kiraz ağacının altında oturmuş seni düşünüyorum, gel hadi..' dedi.
Konuşmamız gerekmiyordu ki onunla olduğumuzda.. sesssizliğimizde dahi huzurluyduk biz...
Bir diğer gidişimdeyse kirazlar olgunlaşmıştı. 20- 30 yıllık birkaç ağaç.. Napolyon kirazları dalları eğiyor.. dipdiri gözalıcı renk ve tadları bir başka güzel...İkinci yıldönümü bugün hastalığımın ortaya çıkışının.. dedi. Neş'eliydi. Zaman zaman kendini yoruyor, sağ kolu şişiyordu fazlaca... Kaptırıyorum kendimi, çok zevk alıyorum bahçeden.. diyordu. Bilirim, bahçe ve toprak, seven için bir tutkudur. Aynı duyguları ben de taşıyorum.
Annesini yıllar önce kaybetmişti Meryem. Babasıyla diyaloğu çok farklıydı. Kocaman kızdım, omzunda gezdirirdi beni, aldırmazdı kimseye, utanırdım.. çok düşkündü bana.. diye anlatıyor o günleri.25 yıl gibi bir süre babasının yanına gidip geldi hafta sonları.. Onunla çok yakından ilgilendi.Hastalığı sonrası biraz uzak kaldı babasından. En son memlekete gittiklerinde beraberlerdi. İçime doğmuş gibi birkaç günde bir yanına gittim, diyordu.Ölümünden 5 gün önce 'gitme' demiş babası, yapamadım, döndüm.
Niye kalmadım?..Belki hastaydı da bana söyleyemiyordu.Yanında olsam ben farklı ilgilenirdim.
Bir tanem, bu duyguyu nasıl iyi tanırım bilemezsin. Babamın hastalığı sırasında gurbetteydim henüz.Çocuklarım küçüktü. Hastane sonrası tedavisini ben idame ettirmiştim.Epeyce de toparlanmıştı.Yaz tatiliydi.Eşim ve çocuklarım çağırıyorlardı. 'Gitme kızım' demişti babam. 11 yıl sonra bile ağlıyorum şimdi.Tekrar geleceğim baba, en ufak rahatsızlığında yanındayım inş. demiştim.Geldim evet..23 gün sonra cenazesine!...Nasıl suçladım kendimi. Neden dinlemiştim ki onları? Bilmiyorlar mıydı babamın durumunu, doktorların artık son demleri dediklerini...8 ay yastığım göz yaşlarımla ıslandı. Kimseye ama kimseye göstermediğim yaşlardı bunlar...
Sıkıntılarımı çok derin sıkıntılarımı hep içimde yaşadım ben.Bir mağrurluk mu var, hiç zor durumda olmamalı mıyım ki ben? Çok yoruyor bu karakter yapısı insanı. Hep güçlü olamaz ya insan!...
Geçen Pazar, kızlarımla gittim ona. 'Senin her gelişinde biber dolması ve elmalı pay oluyor.İnan ki o kadar sık yapmıyorum', diyordu.Köfte hazırladım ama kızartmadım. Onun bahçesinden biber, domates ve patlıcan topladık.Patates ekledim, onları da az yağda biraz buğulama benzeri kızarttım.Zaten hormonsuz, katkısız doğal gübreyle yetiştirilmiş sebzeler takdir edersiniz ki lezzetli olmaları için çok da hüner gerekmiyor.Başka bir tanıdık aile de geldi misafirliğe..Bir kısmımız (hanımlar) mutfağa yakın dış kapı önündeki masada yedik yemeğimizi. Resim çektim ancak ikinci bir servis ayrılmış olduğu için tabaktaki görüntü düzgün sayılmaz pek. Lezzetini garanti edebilirim.. : ))
Elma, armut, erik topladık bahçeden.. Yan sınır komşusuyla konuştuk bu arada. 'sarp sınır kapısı' diyor arkadaşım aradaki ayıraca.. : )
Mısırlar vardı, 'satıyor musunuz?' soruma olumlu yanıt aldım. Yerli ürünleri ve doğal olanları severim.Olduğunda bir 'alo' deyin, almaya gelirim.' dedim.Gülüştük...
Çay faslında arkadaşın eşi bir kaç hikâye- kıssa anlattı. Not aldım.Kendisi şahit olduğu bir olayı anlattı önce.Hacı Şaban Efendi Hz. , Bayburt' lu...Hastanede, kolunda serum takılı, çıkartmadan abdestini aldı, gömleğini ilikledi, ceketini giyip önünü ilikledi ve oturarak kıldı namazını diyor.Saygıyı görüyor musunuz?Bizler saygıyı kimlere gösteriyoruz acaba? Kızardım şu anda, utandım.Dünyalık değerler ne kadar döndürmüş başımızı?...Aynı zât...Allah c.c. dostu...'Yolda giderken, arabayı durdurun, şurada iki rekât namaz kılayım' diyor.'Namaz zamanı değil, 'ne namazı hocam?' diye soruyorlar.Bir ân..diyor. Allah c.c. ı unuttum.2 rek'at tevbe namazı kılayım!...
Allah' ım...Değil seni unuttuğumuz, unutmadığımız anların şükür namazını kılabilsek belki...Lûtfedip, bağışladıklarına kat bizleri de...Sen sev, sevdiklerine sevdir, sevindir Yâ Rabb!...Huzurunda huzur bulanlardan eyle. (âmin)...
Meryem düşünceli..Meryem durgun, gülümsemesi buruk..Bir metastazdan şüpheleniyorlar.Tetkik yapılacak.İçeride konuşuyoruz diğer hanım misafir, Meryem ve ben.Terapisi sırasındaki vücut direncinden vs. Öyleyse diyor misafir hn., bünye direncin çok iyi, atlatırsın.
-İstemiyorum ki.. diyor.
'Seni andığımda yüreğim titriyor. İçine kapanmana, benden uzaklaşmana izin vermeyeceğim' diyorum.Lütfen benimle bağlantını koparma. Hani, kitabımın baskısı sendendi? Hazır değil bak..Nereye?...'getir' ..diyor, sanki hemen bastırmaya hazır gibi bir tonlamayla.
Yapma Meryem.. parça parça tükenmekten yoruldum artık. Her sevdiğimle birlikte eksilmekten!......Son olarak geçen Salı günü gittim ona. Haber vermeden.O gün tetkiki vardı. Gündüz yorulup, uyumuş.Ben gittiğimde akşam üzeriydi.Sahipsiz köpekleri beslemeye gidiyorlardı oğlunun kullandığı motorsikletle..Tüm canlılara karşı öylesine merhametliler ki ailecek, maşallah.
Bahçede oturuyoruz. Elimi uzatıyorum. Yüz ifadesi donuk.. elim havada kalıyor.Taş olsa erir.. ifadesiz görünüyor. İçinde yanan volkan görünmüyor.Sanki uzanıp tutuverse çözülecek, darmadağın olabilecek gibi..üstelemiyorum.Hani, nasılsa üstesinden geldiğimiz yaralarımız vardır.
Şairin dediği gibi:
'Eski dikişler sökülüp de kanama başlarsa yeniden
Yaralarıma en acı tütünleri basacağım ben' ...
Bir şefkat gösterisinde oluk oluk kanayacak yaralarımız vardır içimizde hani...
'Ne olur, ara beni.. ne olur içine kapanma, yanında olmama izin ver.' diyorum.'Yapabileceklerimi değil, yapamayacaklarımı dahi iste benden!..'
Araba almadan gitmişim, oğlu ile birlikte beni durağa bırakıyor. Çok ısrar ediyorlar eve bırakmak için ya da en yakın merkeze. Geri çeviriyorum.Zaten yorgun her ikisi de. Sarsılacak boş yere. onları yormak için gelmedim ki ben.
Ayrılırken sarılmıyor 'radyasyon aldım' diyerek.Canım, yine düşünceli, yine şefkatli......Dün görüşüyorum telefonda. memlekete gideceklerinden söz ediyor. Arayamıyorum. Aklımdan çıkmıyor.
İçimde hüzün, dinlediğim parçada hüzün var. Hikâye sürüyor.Gerçek hayat hikâyesi...Devamını yazacak mıyım bilmiyorum.Bu kadarını yazmak için bile zorladım kendimi.Günlerdir erteliyorum.Önce kendi içimde çözümlemem gerek...
Etkilendiğim bir alıntıyla noktalamak istiyorum şimdilik:
Efsane Wimbledon'un ilk zenci Şampiyonu Arthur Ashe kan naklinden kaptığı AIDS'den ölüm döşeğindeydi.. Hayranlarından biri sordu..
"Tanrı böylesine kötü bir hastalık için neden seni seçti?" Arthur Ashe cevap verdi..
"Tüm dünyada 50 milyon çocuk tenis oynamaya başlar, 5 milyonu tenis oynamayı öğrenir, 500 bini profesyonel tenisçi olur, 50 bini yarışmalara girer, 5 bini büyük turnuvalara erişir, 50'si Wimbledon'a kadar gelir, 4'ü yarı finale, 2'si finale kalır. Elimde şampiyonluk kupasını tutarken Tanrı'ya 'Neden ben?' diye hiç sormadım. Şimdi sancı çekerken, Tanrı'ya nasıl 'Niye ben?' derim?.
Mutluluk insanı tatlı yapar. Başarı ışıltılı.. Zorluklar güçlü.. Hüzün insanı insan yapar, yenilgi mütevazı.. Tanrı'ya asla 'Neden ben' diye sormayın. Ne olacaksa olur. ...
Dipnot: Yazıyı yeni tamamlamışken bir telefon geldi.Ekranda 'Meryem Cep' ibaresi vardı. Meryem.. canımmm!.. diye hafif bir sevinç çığlığıyla açtım telefonu. Sesi neş'eliydi.-'Neredeyim, bil..' diyordu.-'Neredesin?'-'Sizin eski evinizin önündeyim.'-Girsen- e içeri. dur bir arkadaşı arayayım, müsait mi?Arıyorum evi alan arkadaşımı (çok sevip değer verdiğim, gerçekten çok özel arkadaşlarımdan birisi de odur.Evi satın almakta tereddüt edecek, 'Acaba Hayat ne düşünür?' diyecek kadar zarif, yüce gönüllü birisi o..Seni çok seviyorum arkadaşım. Cevaben şöyle demişimdir:'Çok emek verdiğim bir mekân orası. Senin gibi değer verdiğim bir arkadaşımın içinde yaşamasından ancak mutluluk duyarım!'Arkadaşımı arıyorum. İki samimi arkadaşım onlar ancak farklı arkadaş gruplarımdan oldukları için çok yakınlıkları olmamıştır, bu nedenle aracılık yapma gereği duydum.Sevdiklerimin tanışmalarını sağlamaya çalışırım ve bundan da olumlu sonuçlar almışımdır genelde.Hani, 'dostumun dostu, benim dostum' .. misâli...Anlaştığım insanların birbirleriyle de çok iyi diyaloglar kurabildiğine şahit olmuşumdur mutlulukla......Sevindim sesini duymaktan, neş'eli olmasına sevindim. Böyle bitmesini istemiyordum yukarıdaki yazımın..Sevdiğinin mutluluğuyla mutlu olabilmek çok çok güzel...
Sağlık esenlik diliyorum hepimize...İçten sevgilerle...Hayat
Diğer resimler:
http://hayateylul.blogcu.com/eylul-esintileri-ani-gunluk_22271961.html

Hiç yorum yok: