5 Ağustos 2008 Salı

Tuzak



Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır.
BirHindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir
kazığabağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan
içine tatlıbir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken
sokacağı büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun
tatlının kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama
yiyecek elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkınca yumruk
yapmış el, bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde
maymun çılgına döner ama kaçamaz Aslında bu maymunun tutsak eden hiçbir şey
yoktur onu sadece, Onunkendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması
gereken tek şey elini açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o
kadar güçlüdür ki Bu tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

Bizleri de
tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız ve
zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken elimizi açıp
benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve dolayısıyla özgür
olmaktır!Ben, maymuna benzer yanımız olarak sahip olduğumuzu düşündüğümüz her
şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark etmiyor oluşumuz olduğunu
düşünüyorum:

-Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız
son model cep telefonlarına sahip olmak,-Ortalama 15 m2 sini kullandığımız
ama kullandığımız alandan 20–30 kat büyük evlere sahip
olmak, -Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir
kösesinde unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,-Okumadığımız
kitaplara sahip olmak,-Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en
süratli arabaya sahip olmak,-Bize günde 35 kez zamanı, başkalarına sürekli
zenginliğimizi gösteren kol saatlerine sahip olmak,-Vakit bulup gidilemeyen,
gidilse bile dinlendirmekten çok uzak tabiricaizse yorgunluktan haşatımızı
çıkaracak deniz kenarına yakin bir yazlık, bir dinlence evine sahip
olmak,-Faizi, getirisi zarara uğramasın diye kıyıp harcanamasa bile bol
sıfırlı bir banka defterine sahip olmak,-Dünyalarına ve güzelliklerine
katılamadığımız, asla yeterli vakitayıramadığımız basarili ve diğerlerininkinden
daha güzel çocuklara sahip olmak, -Vaktimize, nakdimize, aklımıza, çenemize
zarar verse bile bir futbol takimi taraftarlığına sahip
olmak, -Sağlığımıza, düzenimize, beynimize korkunç zararlar verse bile
envai çeşit içkilerin bulunduğu gösterişli, dekoratif bir mini bara sahip
olmak,-Oturmadığımız koltuk takımları,-İzlemediğimiz dev ekran
televizyonlar,Kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha neler nelere sahip
olmak... Ya da sahip olduğumuzu sanmak...O maymun gibi avucumuzda tuttuğunuz
surece (faydalanamasak bile) sahip olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak
parmaklarımızı gevşetip bunlardan vaaz geçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm
yeteneklerimizi kullanabilir hale gelmeyecek miyiz?
Aslında biz bu dünyaya
sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz. Ah bunu bir anlayabilsek.
.( Yazarı bilinmiyor.)


..ve konuyla çok örtüştüğünü düşündüğüm bir diğer sevdiğim yazı:
Dilenci ve Kral

http://hayateylul.blogspot.com/2008/08/bir-imparator-sabah-gezintisi-srasnda.html

1 yorum:

isimsiz dedi ki...

Bu yazinizi çok beğendim...Benim insanlarda saçma bulduğum tarafta bu işte...Sırf daha fazlasina sahip olmak adini ezip geçilen değerler, yok edilen sevgiler, sonrasinda ise kaybettiğimiz insanlarin mezarlari basinda döktuğümuz gözyaşlarimiz...Sanirim doğa bile üstesinden gelemediğimiz hıralarımız, bencilliklerimiz altinda yok olup gidiyor...Çocuklarimiza bir şeyler bırakalim diye yapaylaşırken ya da sahteleşirken onlara yok olmaya yüz tutmuş bir dünya bırakmaya başladik...