22 Temmuz 2009 Çarşamba

Günlük çorbası : )


İlk aklıma gelen bu başlık oldu:
Günlük Çorbası...
Târif mi, derhâl efendim, ne demek...!
Bir tutam yol hikâyesi, bir ölçek ordan- burdan baharatı, yarım demet lâf lâfı açar otu, çocuklardan masallar, konu- komşudan kısa haberler.. ah...! Olmazsa olmaz:
Bir tutam sevgi tozu...!
Başlayalım mı? ;-)

Geçtiğimiz hafta, akşam, iş dönüşü... Mekân; belediye otobüsü... : )
Toplu taşımacılığın kurallarına iyi uyum sağladığım söylenemez. Çoğu kez, son anda çantamdan araba anahtarı çıkardığım gibi, bildiğimiz akbil denilen e- biletlerin aparatını çıkarıyorum.
Otobüse binip, yakındaki bir koltuğa oturuyorum. bu arada çantamı karıştırmaya başladım bile...
Karşılıklı oluyor bir kısım otobüslerde koltuk yerleşimleri...İkiye iki...
Yol yönünde ve tersine yerleştirilmiş koltuklar...
Karşımda kırk yaş civarı bir bey ve ergenlik yaşlarında oğlu var.
Elindeki akbili benim yerime basmak için harekete geçiyor.
-Durun, diyorum. Bozuk para arıyorum.
-Olsun, diyor. Siz de ihtiyacı olan birinin yerine basarsınız başka sefer.
Gülümsüyorum. Bu söz bana tanıdık geliyor.
İnanın, yaptıklarımız daha dünyada iken çok kez karşımıza geliveriyor.
Çıkardığım miktarı uzatıp, bir eşantiyon kalem ekliyorum.
-Bu da benim size hediyem olsun. Eczaneye geliyor eşantiyon olarak...
Çocuğun adını soruyorum.
-Otistik.. diye söze başlıyor babası. İsmi, Fatih.
-Farkettim, diyorum. Yalnızca iletişim kurmaya çalışıyorum.
Karşılıklı göz temasları ve gülümsemelerle başlıyoruz önce..
Elimi uzatıyorum, utangaç bir gülümsemeyle başını pencere yönüne çeviriyor.
İlgiden ve sevgiden memnun. Utangaçlığını yeniyor sonraki seferlerde.
Birkaç kez el ele tutuşuyoruz. Memnun, gülümsüyor, sonra yine başını utangaç bir edâyla çeviriveriyor.
-Mânevî sigortamız.. diye söz ediyor babası ondan. dışarı gezmeye çıkarmış, biraz uzaklara gitmişler. Çevreye, insan ilişkilerine alışmasını sağlamaya çalıştığını söylüyor.
Sevgiyle dopdolu yaklaşımı, şefkati hareketlerinde gâyet net görünüyor.
İnecekleri zaman vedâlaşıyoruz. Bakışlarımla izliyorum.
Babası, yakınında olmasını sağlamaya çalışıyor.
Fatih, babasından geride kalıyor. Bakışlarıyla otobüsü tarıyor.
Göz göze geliyoruz. Sevinçle gülümseyip el sallıyor. Karşılık veriyorum.
Otistikmiş... Ne hâllere gelmişiz ey, zihinsel ve bedensel faaaliyetleri muntazam işleyişinde olan insanlar...derken; yanılıyor muyum acaba?
*
Bir başka akşam, yine otobüsteyim.
Yanımda oturan genç kızın başında kasketvâri bir şapka var. Uzunca, düz saçlarıyla örtülü yüzü... Uyuyor görüntüsünde, hareketsiz.
Otobüsün ortalarında, yüzüm yola dönükken sol ön koltuklardayız. Ben, onun sağındayım.
Yollarda geçen vakitlere acıyor ve değerlendirmeye çalışıyorum çoğu kez.
Okumak, düşünmek- günü değerlendirip yapılacakları sıraya koymak, kendim araba kullanıyorsam kulaklık takılı iken telefon görüşmelerimin bir kısmını yapmak, vs...
O sırada telefonda tetris oynuyor ve içimden 'Allah' ismini tekrarlıyorum.
Tetris benim için el ve zihin zimnastiği demek... : )
Ayakta da 20 li yaşlarda bir genç, elinde Kur'an-ı Kerim' den bir cüz, tempolu şekilde ama sessiz okuyor.Ne okuduğunu anlamaya çalışıyorum.
Genç kız birden huzursuz bir hareketle kalkmaya davranıyor, düşürdüğü bir eşyasına aynı anda eğiliyoruz, elim şapkasına çarpıyor, şapka düşüyor.
Bütün bunlar çok hızlı gerçekleşiyor.
Genç kız, sert bir hareketle 'Çekil be! ' diyerek beni itiyor, telâşlı bir hızla iniveriyor.
Yüzünü görüyorum o sırada, bu nasıl bir hastalık?
Soru sorarcasına bakıyorum ayaktaki gence; 'Ne yaptım ki?' dercesine...
Eliyle 'sorun yok, hiç tepki vermeyin' gibilerinden bir işaret yapıyor.
Az sonra durağa geliyor, aynı durakta iniyoruz. Oturduğumuz bloklar arasında çok az mesafe var.50 metre belki...
-'Ne yaptım ki?' diye soruyorum tekrar.
-Sizden rahatsız oldu. Ben de bir huzursuzluk hissedip, Kur'an okumaya başlayınca dayanamayıp kalktı, diyor.
-İnsanın yaydığı bir enerji var, bu hepimizden yayılıyor.
Farklı enerjiler, insanı böyle huzursuzlandırıyor belki.Tam açıklamasını bilmiyorum.
Bense, 'Acaba çok mu yaralandı, insanlar çok mu dışladılar?' diye düşünüyor ve dua ediyordum ardından.
Komşumuz olan genç, hâfızmış. Bir dönem dağıttım biraz, diyor.
Tarkan' ın vokalistliğini yapmış o aralar...
Şimdi A.Özhan' la birlikte..
Tasavvuf musıkîsi alanında ilerliyor.
Her gün belli sayıda cüz okumaya, haftada bir hatim indirmeye çalışıyormuş.
Konserim olduğunda dâvet edeceğim sizi de inş. diyordu.
*
Cemalnur hanım' ın sohbetinde tanıştığım N.... hanımla telefon görüşmelerimiz sürüyor.
Av. Işık Sükan hanımefendi ile çok eski yakınlıkları varmış. Onunla ilgili notlarımı burada yazmayacağım, kendime saklıyorum.
Gerçekten de her görüştüğümüzde takdir duygularım yoğunlaşıyor.Farklı, oldukça dolu bir insan...
Erol beyle görüştüğümde -farketmiş ışık hanım' ın linkini verdiğimi- , 'Işık anne' mi bu hanım acaba, diye sordu.
Onun öğreticisinin vefatından sonra bir kısım arkadaşları, Işık anne ile görüşmeye devam etmişler.
N. hanımı arayıp sordum.Evet, ona 'Işık anne' diyorlarmış.
*
İnanıyorum ki 'Arayan buluyor', evet, herkes neyi ararsa ona kavuşuyor, o yönde açılıyor ilâhi kapılar.
Dünyalık arayanlar dünyalık, ahretlik arayanlar da ahretlik azıklarla nimetlendiriliyorlar.
Aradığınız yönde kapılar açılıyor size, yeter ki O' ndan dileyin.
Bıkıp usanmadan, samimiyetle isteyin.
Ha, imtihanlar mı, sabır mı?
Eh, güzel şeylerin bedeli olmalı değil mi? : )
*

8 Temmuz' da bir mehtap gezisi vardı. Cemalnur hanım, yurtiçi ve yurtdışından misafirleriyle birlikte bir mehtap gezisinde buluştular, buluştuk.
Dolunay, ışıl ışıl Boğaz köprüsü, şarkı ve ilâhilerle canlı fasıl...
Daha uzaktan gelmiş misafirleriniz var. Bugün sizi çok fazla meşgul etmek istemiyorum dedim ilk yakın mesafeye gelişimizde...
Sonra, yanıma oturduğunda,
'Yıldızlı semalardaki haşmet ne güzel şey
Mehtaba dalıp yar ile sohbet ne güzel şey..
Şarkısının kalan kısmını ona şiir formunda okudum:
Dünyamızın üstünde bütün ruhlar uyurken
Dünyada senin aşıgın olmak ne saadet
Bir bitmeyecek aşkı muhabbet ne güzel şey
Yıldızların altında ibadet ne güzel şey

Yeni insanlarla tanıştım.
Birisi özellikle çekti beni. Çok güzel bir hanım. Yaşı var, belki 60- 70...
Asil bir güzelliği, farklı bir zerafeti var.
Duruşunda bir fark, evet, N... hanımın bende gördüğünü söylediği fark onun da duruşunda var.
Belli ki o da geçirmiş kimi imtihanları.. O duruş, o teslîmiyet ve vakar duygusu yansımış duruş, çekti beni.
Bunu dile getirdim de. Konuştuk, elele tutuştuk bir süre muhabbet ederken.
Ankara' da yaşıyorlarmış. Kim bilir bir daha ne zaman kesişir yollar?
*
Komşu çocuklarına takılmadan geçemiyorum yollardan.
İlle de şakalaşacağım onlarla.Arkadaş gibi davranıyorlar artık bana da, biliyor musunuz?
Selâmı benden önce onlar veriyor.Onlar el sallıyorlar önce... : ))
*
Bir yeni komşumuz taşındı geçen hafta.
Kızları hostesmiş. ankara' ya gidip- gelecekler. Bir çocukları da orada varmış.
Su ve karpuz indirmiştim taşınma sırasında onlara, hararetleri varmış, başka bir şey istemediklerini söylediler.
Geçen gece kapıda, dış kapı anahtarını arıyor, havayı içime çekip, düşünüyorum da aynı zamanda.
-Komşu, anahtarın mı yok, açayım mı kapıyı? diye sordu bir ses.
Baktım, yeni komşumuz.
Yok, dedim. biraz oyalanıyordum açık havada. : )

Bitmez arkadaşlar, yeter ki bizler insan olmanın sorumluluğu ve gereğince davranmayı deneyelim.
Nasıl da yayılıverir güzellikler...
Ümidimi kesmedim bu dünyadan, insanlardan...
Niye bizden başlamasın ki sevgi ve iyilikler halkası?
Döner, dönüyor inanın...
İyilik yapabilmek, faydalı olabilmek bambaşka bir duygu...
Sevmek, sevmek, her şeye rağmen sevgi ve iyiliğimizden vaz geçmemek...!

Sevgilerde buluşabilmek dileği ile...
Hayat

2 yorum:

nazardeymesin07 dedi ki...

Sevgili yüreği güzel arkadaşım benim.Çorba tarifi çok hoşuma gitti. Öyle güzel anlatmışsınki, her satırı bir yudum gibi geldi bana ve okurken muhteşem bir lezzet aldım.Sevgiyle kal arkadaşım.

anneminkiziyim dedi ki...

Canim eline diline saglik cok güzel yazmissin.
Insan duygularini bu kadar kaleme alabilir demek geldi icimden, esenlikle kal canim, sevgiler....