13 Eylül 2009 Pazar

Hayata Dair Düşündüklerimden...

..::*Hayata dair düşündüklerimden..

Hayatı kaybetmenin kıyısına yaklaşanlar, onu daha iyi tanırlar.
Friedrich Nietzsche


Korkarak yaşarsan hayatı yalnızca seyredersin.
Friedrich Nietzsche


Beni yıkamayan herşey beni güçlendirir.
Friedrich Nietzsche


İnsan da ağaca benzer, ne kadar yükseğe ve ışığa çıkmak isterse,
o kadar yaman kök salar yere, asağılara, karanlıklara, derinliğe, kötülüğe...
Friedrich Nietzsche


Bilginin her türü ıstıraptan gelir. Sefahat, duraklamak ve geriye bakmamak eğilimindedir, oysa acı hep nedenleri sorar. insan ağrIlarda incelir. Sürekli kurcalayan, törpüleyen acı, ruhun toprağını altüst eder. Yeni düşünce meyveleri için gerekli havalandırmayı sağlayan da bu altüst oluştur.
Friedrich Nietzsche


Güller, laleler, bütün çiçekler solar. Çelik ve demir kırılır, ama sağlam dostluk ne solar ne de kırılır.
Friedrich Nietzsche


Küçük üzüntüler konuşurlar, büyük dertler dilsizdir.
Nijerya Atasözü


Yalan, dört nala gider; gerçek, adım adım yürür fakat, gene de vaktinde yetişir.
Norveç Atasözü



..::*Hayata dair düşündüklerimden..

Bir Bilgeye Sormuşlar...

Bir bilgeye sormuşlar:
"Efendim, dünyada en çok kimi seversiniz?
"Terzimi severim," diye cevap vermiş.
Soruyu soranlar şaşırmışlar:
"Aman üstad, dünyada sevecek o kadar çok kimse varken terzi de kim oluyor?
O da nereden çıktı? Neden terzi?"

Bilge, bu soruya da şöyle cevap vermiş:


"Dostlarım, evet ben terzimi severim. Çünkü ona her gittiğimde, benim ölçümü yeniden alır. Ama ötekiler öyle değildir. Bir kez benim hakkımda karar verirler, ölünceye kadar da, beni hep aynı gözle görürler.
************


Bir bilgeye sormuşlar:
- Bir insanın zekasını nereden anlarsınız?
- Konuşmasından.
- Ya hiç konuşmazsa?
- O kadar akıllı insan yoktur ki!..
************


Bir bilgeye nasıl bu kadar doğru kararlar alabildiğini sormuşlar, "Deneyim"demiş. O deneyimi nasıl kazandın, diye sormuşlar "Hatalarımla" demiş
************


Bir bilgeye sormuşlar:
Efendim canınız ne istiyor? Bilge cevaplamış:
Canım hiçbir şey istememeyi istiyor.. ve devam etmiş..
Bu ruh halinin adı gönül yorgunluğudur. .
************


Bir bilgeye " Nasıl insan oluruz?" diye sormuşlar ya.
"Üç adım atlama" gibi bir cevap vermiş bilge kişi:


Önce sana kötülük yapanlara kötülük düşünmemen gelir,
İnsanlığa attığın ilk adım budur…

Sana kötülük yapanlara iyilik
yapabildiğin an ise ikinci büyük adımı atar ve hakiki insan olmaya
başlarsın.

Nihayet, sana iyilik yapanla kötülük yapan arasında bir fark hissetmeyecek hale geldiğin zaman insan olursun..!



************
Bilgeye sormuşlar dünya da en güzel şey ne diye?
´Sevmek´
demiş…
Peki sonra? demişler…
´Sevilmek´ demiş…
Peki neden sevmek sevilmekten önce geliyor? demişler…
O da demiş ki
´insan sevdiğine sevildiğinden daha çok emindir…

************


Bilgeye Sormuşlar;
~ insan neden dilek diler?

~ insan gerçekleşmesi için diler, ama bilmez ki gerçekleştirmek için dilemek gerek.

************

Bir bilgeye sormuşlar en mutlu insan kimdir. İşte o dağdaki çobandır demiş.
Neden diye sormuşlar.

Çünkü demiş insan bildikleriyle yaşar, onun bildikleri koyunları ve çevresiyle sınırlı kendisini mutsuz edecek veya kafasını karıştıracak fazla bir bilgiye sahip değil.

************ *****

Sen gülerken yanındakiler de güler,
Ama ağlarken yalnız ağlarsın,

Onun için öyle bir ağaca yaslan ki,
Asla yıkılmasın.
Öyle bir dost edin ki,
Seni asla bırakmasın.
Öyle bir sev ki yüreğinden kimse ayırmasın,
Ve öyle birini sev ki seni gözleriyle bile aldatmasın…


Dört mum

Bir odada dört mum sessizce yanıyordu. O kadar derin bir sessizlik hüküm sürüyordu ki odada, aralarındaki fısıltı şeklindeki konuşmalar bile rahatlıkla işitiliyordu.

Birinci mum " Ben Barış'ım!" dedi. Ancak kimse benim sürekli yanık kalıp, etrafıma ışık saçabilmeme yardımcı olmuyor. Artık sönmek üzereyim.... Ve sessizce karanlığa gömülüverir......

İkinci mum " Ben İman'ım!" der. Ama artık gerekli olduğuma inanmıyorum.... Yanık kalmamın da bir kıymeti kalmadı, diye eklerken hafif bir esinti ışığını söndürüverir.

Üçüncü mum " Ben SEVGİ'yim" ama etrafıma ışık verecek gücüm kalmadı. İnsanlar beni hep kenara itiyorlar. Kendilerine en yakın olanları bile sevmemeye başladılar. der ve sessizce söner gider SEVGİ mumu.....

O sırada içeri aniden bir çocuk girer. Üç mumun söndüğünü görünce sebebini sorar ve niçin sonuna kadar yanmadıklarına hayıflanarak ağlamaya başlar.

Dördüncü mum, yumuşak ve yatıştırıcı sesi ile çocuğa ağlamamasını söyler. "Korkma ben etrafıma ışık saçtığım sürece diğerleri yeniden yanarlar ve onlar da aydınlatmaya devam ederler. Zira ben UMUD'um!" Gözleri parlaya çocuk umut mumunu alır ve diğerlerini SEVGİyle teker teker yakar.


İçinizdeki umut mumunun saçtığı ışığı asla söndürmeyin. Küçük çocuk gibi diğer sönmek üzere olan üç mumun da sürekli yanık kalmaları için çaba harcayın......

8 yorum:

yansıma dedi ki...

Bu saatte bu kadar uzun yazı,ne diyeyim maşallah...:)
Benim en çok beğendiğimse terzisini seven bilge oldu,öyle ya hemen hepimizin geçmişimize dair edinilmiş yargılarla hüküm giydirilmişliği mutlaka vardır...
bunu yapmaktan ve bana yapılmasından hep korkmuşumdur...
selametle..

beenmaya dedi ki...

sen var ya sen harikasın ne diyim sana :)))

Hayat dedi ki...

Sevgili yansıma,
Zarf-mazruf benzetmesini çok yerinde bulurum.
İnsanlar, bir mektubun yalnızca zarfına, bir kitabın ilk cümle ya da paragrafına takılır ve orada sabitlenirlerse daha ileri gidebilmeleri mümkün olur mu?
Hepimiz gelişime açık varlıklarız.Kimi zaman değişim, gelişme yönünde olmayabilir de üstelik, Allah c.c. esirgesin.
İnsan olabilmek var ya...
İşte o boyuta yolcu olma telebindeyim.
'Bana iyilik yapanla kötülük yapan arasında fark duymama' boyutu...
'Yaradılmışı, yaratıcısından ötürü hoş görme' boyutu...
Daha..sı, daha..ları!...
Hepimize nasip olsun dilerim.
Bu arada, üç yıldır yazıyorum ve bir arşivim var, araması bile vakit alan.
Yazı, arşivimde sakladıklarımdan... :))

Sevgili maya,
Yalnızca bir aynayım.Bakanın, kendisini gördüğü...
Ben de senin için aynı duyguları taşıyorum maya, iyi olana, güzel olana dayanılmaz bir çekim gücüyle çekildiğimi hissediyorum.
Ne diyim, demişsin ya, bir ara bir çay ısmarlarsın artık, olmaz mı? :-D
Öpüldünüz..
İçten sevgiler... :))

birdutmasali dedi ki...

bazı feyzlerimin eksikliğini gördüm okudukça,
daha alınacak ne çok yol var oysa....

Hayat dedi ki...

birdutmasali dedi ki...

bazı feyzlerimin eksikliğini gördüm okudukça,
daha alınacak ne çok yol var oysa....

Sevgili Nuray,
“kişi noksanın bilmek kadar âriflik olmaz” demişler...
Farkında olup da düzeltmeye çalışabilmek bir lütuf olsa gerektir.

Çok sevdiğim bir kıssadır 'Çatlak testi' hikâyesi:
http://hayateylul.blogspot.com/2008/11/atlak-testi-inde-bir-adam-hergn-boynuna.html

"Her birimizin kendine has kusurları vardır... Hepimiz birer çatlak testiyiz aslında... Fakat sahip olduğumuz bu kusurlar ve çatlaklar hayatlarımızı ilginç yapan, mükafatlandıran, renklendiren özelliklerimizdir. Etrafınızdaki her kişiyi, olduklari gibi kabullenin... Dışlarındaki kusurlara değil, içlerindeki güzelliklere bakıp, görün... "
Alıntı

Birbirimizin noksanlarını değil, güzelliklerini öne çıkaralım ve güzellikleri hayatımıza katarak yaşamaya azimli ve niyetli olalım.
Rabbimiz, şüphesiz yardım edecektir.

Sevgiler...:))

zehra dedi ki...

İnce ve derin ne çok şey var...
Allah razı olsun.

Hayat dedi ki...

Senden de zehra'cım,hepimizden de...:))
Adını görmekle bir bardak demli çay resmi zihnimde beliriyor.
İşin güzeli ben tiryaki filan değilimdir. :)
İçten sevgiler...

yansıma dedi ki...

Hayat abla yorumlara benim bloğumdaki yorumlarınıza ancak cevap yazabiliyorum,öncelikle kusura bakmayın,

abla ben blogunuzu keşfedeli çok olmadığından yazının arşivden olduğunu farkdemedim:)
ancak üç yıldır yazdığınızı,tecrübeli blogger olduğunuzu farktmiştim,maşallah diyorum!
biz henüz bir yılı yeni doldurduk,acemi malesef:(
selametle...