6 Ekim 2008 Pazartesi

Elif' le geçmişe yolculuk...

Canan' dan bir yorum...

Üstteki adreste Canan' ımdan bir yorum yer almakta...Yorumu aşağıya alıntılıyorum.Dileyen linke de bakabilir. : )
Yazan: canan | Tarih: 6/10/2008
Konu: mutluluk
Can dostum. Bugün boş kaldığım aralarda senin ilk yazılarından itibaren sana ait olanları , alıntılar değil okudum. 6 Aralıkdan beri. Benim için sıkıntılı anlarımda senin pozitif yazıların benim için sığınak oldu. Bazı vurgularında sanki sen karşımdasın gibi sesini ve tavırlarını görür gibi oldum. Ben senin gibi edebiyatçı değilim, süslü sözler bulamam. Biliyosun ben " kova"yım ve direk sözlerimi söylerim. Bugün daha iyi anladım ki SEN benim mutluluk taşlarımdan en özel yerdesin. Seni çok seviyorum. Mutluluk anlık olsa da hep ümit kaynağı, beklenti. Sürekli mutlu olmak da zaten mutluluk değil. Mutluluğu aramak, sabırla beklemek olmadan o mutluluğun değeri olmaz.

Dünden- bugüne atlayıp duruyorum bir tanem...Bilsen yüreğimde neler var...Yazmak iyi geliyor bana, hem yaşadıklarım, öncesi- sonrasıyla belki de başka insanlara bir örnek oluşturabilir düşüncesindeyim.Dilerim, iyi bir örnek olur... : )
Sen benim için yerini, değerini tasavvur bile edemezsin sevgili kardeşim...Seninki gibi bir yüreğin içinde olabildiğim için nasıl mutluluk duyduğumun da!...
Sevgili Canan,
Yine çok duygusalım şu anda...Yazdığım her kelime yüreğimin en derinlerinden kopup gelmekte, bilesin. Yürekten çıkan yüreğe, dudaktan çıkan kulağa kadar ulaşırmış ya hani..
Kulaklar bir yana, benim işim yüreklerle...
Yazmak istediğim diğer şeyleri erteledim şimdilik... Kına gecesi ve düğün sonrasındaki duygularımla başlamak istiyorum, yine geriye dönüşlerle...
Elini ver canım, zaman içerisinde bir yolculuğa daha çıkıyoruz seninle...sizlerle...
.........
Sekiz yıl kadar öncesi...Gurbetimde en son oturduğumuz eve taşınıyoruz. Aylardan Haziran...
Bir yanımdaki komşum çok eski arkadaşım, ilk gittiğim yıllardan beri tanıyıp, samimi olduğum.. O da ayrı bir yazı konusu.. Bu sayfanın linkini sana verdiğimi hatırlamıyorum sevgili arkadaşım yine de adını sevgiyle, çok sevgiyle anmadan geçemeyeceğim. : ))

Diğer yandaki evi satın alanlar taşınmakta ağır davranıyorlar.Duyuyoruz ki hanım hastaymış, hem ilçelerden birinde güzel bir yazlık ev yaptırmışlar, orada kalmayı tercih ediyorlarmış.
Ne kadar sonrasıydı net hatırlamıyorum, belki bizden bir yıl kadar sonra, onlar da taşınıyorlar yanımıza..
Çocukları büyük, iki erkek, iki kız; kızlardan birisi İstanbul' da evli.. Hülya...Diğeri Elif...
Erkeklerden önce Koray evleniyor. Düğününü çok net hatırlarım.Konvoyunda ben de vardım.
Diğeri Barış..O, biraz beklesin şimdi... : )
Gülen abla 50 yaş civarı, açık renk ten, pembe yanaklı, orta boyda, ismi gibi gülümsemesi hep yüzünde olan bir komşumuzdu.Çok iyi bir insan olduğu söylentisi, kendisinden de önce yayılmıştı siteye, rahmetli annesi gibi...
Komşularımla iyi ilişkiler içerisinde olmayı severim.Daha onlar gelmeden kararım verilmişti bile, sıcak bir dostluk, komşuluk örneği olacaktı aramızda, bunun için ben kendi elimden geleni fazlasıyla yapmaya hazırdım.
Tipik bir Yengeç burcu kadınıydı Gülen abla; sevecen, anaç...
Yuvası onun her şeyiydi.
İlk etapta hemen anlayamazdınız ne kadar yaşama bağlı ve esprili bir kişiliği olduğunu..Siz farkına varmadan çekiliverirdiniz alanına..Öylesine içten, yapmacıksız, sade...
Hasta olduğuna inanasım gelmemişti doğrusu, bu kadar hayat dolu bir insan..Hem hiç belli olmuyor ki..Acaba yanlış mı duyduk?
Sonradan anlattıklarına göre, taşınmadan önce epeyce bir süre tedavi görmüş.Hastalık ayrıntısını yazmayacağım şimdi; annesini de genç yaşta aynı nedenle kaybettiğini söylediğini hatırlıyorum.
Özellikle Hülya' nın İstanbul' dan geldiği dönemlerde teras ışıl ışıl, cıvıl cıvıl olurdu.
Çiçeklere bayılırdı, bizim kapı girişimizde oluşturduğumuz bir çiçek alanı vardı, genelde renk renk şeker begonya, cam güzeli, soğanlı ithal begonyalarla süslediğim..Aynı çiçekten 80-100 adedini yanyana diktiğinizi düşünün, görüntü etkileyici oluyor haliyle...İkinci kat penceresinden severdi onları...
Terastan terasa konuşurduk ayaküzeri, çoğu kez.. Kahvaltıya giderdik birbirimize arada..
Yazlıklarında geçirdiğimiz gün hâlâ hatrımda, ne hoş bir gündü. Denize merdivenlerle iniliyordu oradan da, çevrede kimse yok, birkaç dönümlük bir arazi...yaz kış üzeri limonlarla dop dolu bir limon ağacı çekiyor en çok ilgimizi...Öylesine güzel ki...Sarı-pembe alacalı akşam sefaları, denize paralel sıralandırılmış, büyükçe bir çimenlik alanı çevrelercesine...
Arka sıradaki komşumuz da eşinin ağabeyi ve eşiRemide abla.. Onunla da öylesine yakınız ki, belki çok sık girip- çıkmıyoruz evlerimize,balkonda, bahçede, kapıda-bacada muhabbet ediyoruz ama kaynaşmışız, burası bir gerçek...
Bir gün son derecede üzgün bir halde evden çıkarken görüyor beni Gülen abla..Arabanın yanında alıyor soluğu..
'Ne olursun gel, bu halde araba kullanma. Konuşalım biraz...' diyor. Haklı, elim- ayağım titriyor, rengim alıp- veriyor.Ağlıyorum sinirle karışık-üzüntülü...
Gidiyorum, yaralarımı sarıyor.Teselli veriyor bana, kendime geliyorum biraz.
Bir başka günün akşamı geç vakitlerde telefonum çalıyor. Evde değilim. Arayan Gülen abla..
Merak ettim, diyor.Işığınız hiç sönmezdi sizin.. Bir şey mi oldu, neredesiniz?
Çocuklarla birlikte bir arkadaşımdayım. Çok duygulanıyorum.O geceyi unutamam.
Düşünseniz- e arkadaşlar, ışığınıza dikkat eden bir komşunuz; sizi seven, düşünen, benimseyip- endişelenen!...
Bir Ramazan günü eve tam iftar vakti geldiklerini görmüştüm. O saatte yemekleri var mıydı, hemen ne hazırlanabilirdi ki? Bir tepsi hazırlayıp göndermiştim ki hâlen bu olay bana hatırlatılır.
İhtiyaç anında yapılan iyiliğin bedeli emsalsizleşiyor sanki arkadaşlar..
Hayatta yalnızca yapamadıklarım için üzüldüm, üzülürüm.
Elinden geldiği, gücünün yettiğince iyi olmalı insan, karşılık beklemeden...
Koray'ın düğünü, yazlıkta ikram edilen mısır çorbası (yoğurtlu) hatrımda kalanlardan...
Barış'ın ilk evliliğinde katıldığı horon da...Mutluydu, al-al olmuştu yanakları yine...
.............
4 yıl önce bir 17 Eylül...Doğum günüm yani... Sabah 9.. suları..Kapı çalıyor. Diğer yandaki komşum..O saatte gelmez, durumunda bir fevkalâdelik var.
Hayrola, diyorum..Bir şey mi oldu?
Gülen abla.. diyor. Bizlere ömür!...
Yâ nasıl olur?
Kızı Üniversite sınavında İstanbul' da bir okulu tercih ediyor. Kayıt için babası ile İstanbul' a gitmişler.

........sürecek....

Mutlu musunuz?


Böyle bir yazı yoktu hesapta... Dün, sevip, değer verdiğim birisiyle yaptığım konuşmada bana yöneltilen bir soru, yeniden düşünmeme yol açtı.
-Mutlu musunuz? diye soruyordu. 'Mutlu musunuz?'

-Huzurluyum.. diye cevap verdim. İç huzurunu yakaladığımı sanıyorum.Kendimle ve çevremle barışığım.

Sizce nedir mutluluk?

Katıksız sevinç, katıksız neşe.. var mı böyle bir şey?

'An' lar var yalnızca..Mutlu hissedilen 'an' lar.. Bitmesin istenen, 'Şu ânın farkındayım ve daha.. daha sürmesini diliyorum.' dedirten...
Onun dışında zorlukların içindeki kolaylığı, dikenin içindeki gülü, kötünün içindeki iyiyi ayırdedemedikçe mutluluğu yakalayabilmek zor gibi görünüyor.
Mutluluk paylaşmada, mutluluk iyilikte, mutluluk sevmekte.. mutluluk hayatın içinde, diğer tüm 'şey'lerin arasında...Belki hüznün içinde, belki bir bardak çaya- kahveye eş olan bir muhabbetin...

Sizce mutluluk nerede ya da ne?...

Hayat

YAŞLI BİLGE ADAM

( Lütfen okuyunuz, farklı ruh hallerinizde..tekrar tekrar okuyunuz..sevgilerle..mutlu kalınız..hayateylul )

92 yaşlarında, kısa, çok iyi görünümlü, görünümüne aşırı derecede önem veren bir adam, bugün yaşlı insanların evine taşınıyor.
Huzur evinin lobisinde birkaç saat bekledikten sonra, odasının hazır olduğu söylendiğinde nazikçe gülümsüyor. 70 yaşındaki karısı yakın geçmişte vefat etmiş ve evini terketmek zorunda kalmış. Asansöre doğru yavaşça bastonunu kullanarak yürürken ona küçük odasını tasvir ediyorum ve pencerede asılı olan ve perde görevi gören bir kağıttan da bahsediyorum.
- “Bunu çok sevdim ", diyor, eline yeni bir oyuncak verilmiş 8 yaşındaki bir çocuğun hayranlığı ile.

-“Bay Gagne, odayı henüz görmediniz, bir saniye bekleyin, neredeyse vardık. "

" Bunun onunla bir alakası yok ", diye cevap veriyor.
" Zihnimde odamı sevdiğim zaten karar verilmiş durumda. Bu her sabah kalktığımda verdiğim bir karar.”
" Mutluluk ilerisi için seçtiğim bir şey. Odayı sevip sevmemem mobilyalara bağlı değil, yada dekorla – daha ziyade onu nasıl görmeye karar verdiğime bağlı.

" Seçebilirim. Bütün günümü yatakta bedenimin artık iyi çalışmayan kısımlarından kaynaklanan zorlukları sayarak geçirebilirim, yada hala düzgün çalışan kısımlar için Tanrıya şükrederek uyanabilirim.”
" Hergün bir hediyedir, ve gözlerimi açabildiğim sürece, yeni güne ve hayatım boyunca yaşadığım bütün mutlu anılarıma konsantre olacağım. "
" Yaşlılık bir banka hesabı gibidir. Yaşam yolunda yatırdıklarını daha sonra çekersin.
"
Yani sana öğüdüm şudur ki ,hatıralarının banka hesabına yatırabileceğin kadar mutluluk yatır. Hâlâ doldurmakta olduğum banka hesabımı mutlu anılarla doldurmaktaki payın için sana çok teşekkür ederim…
1. Kalbinizi nefretten arındırın.

2. Daha azını bekleyin.

3. Daha fazlasını verin.

4. Basit yaşayın.

5. Zihninizi endişelerden arındırın.

Mutluluk için bu ana noktaları hatırlayın..
İsterseniz bu mesajı başkalarına gönderin… Bu basit doğrularla birbirimize dokunmanın ve dünyaya iyiliği yaymanın yoludur. Kimbilir, sonucunda bir mucize olabilir….

Alıntı


Yalnızlığa dayanırım da,
birbaşınalığa asla.

Yaşlanmak hoş değil duvarlara baka baka.


Bir dost göz arayışıyla.

Saat tıkırtısıyla...


Korkmam, geçinip gideriz biz mutluluğuyla,

Ama;


'Günün aydın,

akşamın iyi olsun'diyen
biri olmalı

bir telefon sesi çalmalı arasıra da olsa

kulağımda.


Yoksa,

Zor degil,hiç zor değil, demli çayı
bardakta karıştırıp,




bir başına yudumlamak doyasıya,
Ama:

'Çaya kaç şeker alırsın?'

Diye soran bir ses olmalı ya ara sıra...

CAN YÜCEL

3 Ekim 2008 Cuma

Kına Gecesi ve Düğün...

Yine geçmiş bir yazımla başlıyorum.Aslında bu da bir yazı dizisi olacaktı, olamadı henüz..Belki sonraları toparlayabilirsem?... Komşumuzun kızı Elif' in kına gecesi var bugün..Yarın akşam da düğünü olacak inşallah... Bu vesileyle komşularımı görebileceğim, gurbetimden... : )) Kısaca fikir edinmek için aşağıdaki yazıları ekleyebiliyorum ancak.. Sevgiler...
...............
Nefis bir gün, en azından güneşli.. soğuk da olsa, ısıtıyor işte..aydınlatıyor.
Bu sabah bahçeye çıktım, lilium candidum (ak zambak) larım sürgündeler, yaşasııınnn!!!... Bayılıyorum onlara! Saflar, eşsiz kokulular, görüntüleri narin, iç açıcı..sanki gülümsüyorlar..insanın içini ışıtıyorlar veee nesilleri giderek azalıyor, yazıııkk!.. Çoğaltmaya çalışıyorum onları, epeyce arttılar, 11 dalda çiçek açacaklar bu yıl kısmetse ve tek bir dalın görüntüsünü aşağıdaki ekte veriyorum, benim evde, vazoya koyduklarımdan çekilmiş bir resim ve sitede avatar olarak seçtim. Yazık ki o muhteşem kokularını gönderemiyorum. : (
* (Benim resim kayıp, bir başka örneği ekliyorum.)
Dünden söz edeyim biraz..İşlerim bittikten sonra yürüyüşe çıkacaktım ki kızım telefon açtı, ne yapacağımı sordu. Söylemeyi unuttum, haftasonu oğlum buradaydı, şimdi de imtihanları sonrası kızım bizimle.. Birlikte yürümemizi önerdi ki bunu sık yapmaz, geri çevirmek istemedim.Sonuçta birlikte bir şeyler yapabilmek güzel, sevdiklerimizle.. Vakit kaybetmemek adına hemen eve geçip arabayla onu aldım ve sahile çektik arabamızı.. Güneşli görünen bir havaydı ama nasıl çelik gibi sert! tam ayaz! 2 derecede deniz kenarında yürürken bile bu kadar üşümemiştim. Arabadan çıkar çıkmaz bizi karşıladı bu ortam ama aldırmadık, onu sarıp- sarmaladım, hasta olmasın diye, şalımı bile ona verdim ve ben üşüdüğümü hissettim ki bu, hasta olacağım anlamına gelir, ilk uyarıdır yani, dikkat et uyarısı. El ele- kol kola yürüdük,konuştuk hattâ ne zamandır yapmak isteyip de yapamadığım bir şeyi yaptık birlikte, kayaların üzerinden sekip, denizin ortasında bir alana kadar yürüdük, kayalıklarda oturduk -ve donduk!...- sonrası da onu eve bırakıp yan komşuma uğradım. Hava muhalefetine rağmen keyifliydi, ne yaparsınız, her şey bir arada olamıyor işte, olanından zevk almayı bilmek ayrı bir sanat olsa gerek..
Komşumuz (eşi) maalesef hasta. Kemoterapi, radyoterapi vs uygulandı, kortizon kullanıldı. Onlarla sohbet ettim biraz ama olabildiğince neşeli bir havayla, yâ arkadaşlar, kasvetli ortamlara neşe getirmek değil mi ki amaç? Ağlayanla ağlamak değil, ağlayanı güldürebilmek değil mi yapılması güzel olan? Memnun olduklarını hissettim.
Komşumuz ilk eşini 3 yıl önce kaybetmişti, genç denecek yaşta, 52 mi ne..Olaylardan söz açıldı, anlatmaya ihtiyacı var gibiydi.
Dinledim tabii, yer yer söz alarak, bir ölçü de hassas bir konuydu aslında çünkü ikinci eş de yanımızdaydı, belki rahatsızlık duyabilir miydi, bilemiyorum ilk eşten söz edilmesinden..İnsan ister istemez düşünüyor tabii. Bu konuyu şu nedenle anlatıyorum. Onların bir kızları vardı (Elif) ve Üniversite sınavında İstanbul' da bir bölümü kazanmıştı. Rahmetli komşum çok üzülmüştü. Kalp hastası ama olağanüstü yaşama bağlı, olağanüstü pozitif, eğlenceli, renkli bir kimlikti. Kayıt ertesi, daha okul açılmadan vefat etti. Onda da bir hayır varmış demek.. diye düşünmüştük ve bunu dün de dile getirdim. Komşumun eşi de aynı şeyleri dile getirdi. " Evet, dedi, taşlar tek tek yerine oturmaya başladı zaman içerisinde..Kızıma üniversiteyi kazandığında aldığım otomobil, en çok da tedavi için gittiğim İstanbul' da benim işime yaradı örneğin.." Sonuçta buradaki arabalarını oraya taşıyamıyorlar, İstanbul da da araba hele ki hastaysanız, uzak bir yerde oturuyorsanız çok gerekli oluyor. İşte bunu anlatmaya çalışıyorum, olayların düğümü zaman içerisinde çözülüyor, nedenleri, getiri- götürüleri zamanla anlaşılabiliyor ancak. Sabır..ve izle..bakalım neler oluyor sonrasında.. Hadi, hepimiz için her şeyin hayırlısı ve iyisini dileyelim. ........................
Farklı yazılarım da olacak bu komşumuzdan söz eden, kimisi yayınlamadıklarım arasında... Şimdi hastalığı iyice ilerledi ve kızının düğününü bir an önce görmek istediğinden düğün erkene alındı.
Aceleyle yazmayı sevmem.. Şimdilik bu kadar... Sevgilerle...

1 Ekim 2008 Çarşamba

Güncel... Günlüğümden...

Ey kapıları açan Allah'ım, Bize kapıların en hayırlısını aç. Ey halden hale çeviren Allah'ım, Halimizi en güzel hale çevir. Ey kalpleri döndüren Allah'ım, Kalplerimizi dinin ve taatin üzere sabit kıl. Hz. Muhammed (S.A.V)
Bu bayram arkadaşlarıma yazdığım mesajı sizlerle de paylaşmak istiyorum. Sevgiler...
Güvercin kanadına yükledim neş'eyi..Umut ekledim içine ve..Bir tutam sevgi tozu!..Özlemle yoğurup harmanladım, gökkuşağının renklerine boyadım. Sana ulaşsın, yüreğine aksın..Oya olsun nakış nakış..Coşku olsun sağnak sağnak..sevgi olsun yudum yudum... Canım arkadaşım..Nicelerine sağlık,esenlikle erişmemizi dilerken:Bayramını gönülden kutluyor,seni..Çok seviyorum!...
.............
1.Ekim.2008 Çarşamba
Ramazan Bayramı, 2. gün
Bahar selleri olup coşmakla, hazan yağmuru olup yağmak arası 'gel-git' lerdeyim.Hüzün dalgaları, gönlümün kıyılarını dövmekteyken bir bakıyorsunuz kaygılardan âzâde bir huzur hâli, bir emniyet, tevekkül, teslimiyet hissi...
Başımı döndürüyor duygu geçişlerim..Sonbaharla birlikte 'bahar havası' gibi değişiveriyorum sanki...
Bu sabah erken kalktım yine sabah 04.. suları ayaktaydım. Eşimi havaalanına bıraktıktan sonra Radyo 'karma turka' eşliğinde alacakaranlıktan gün doğumuna değin gezindim biraz...
Yalnızca aile bazında kaldı ilk gün ziyaretlerimiz. Görümcem ve anneme gittik.Düne dair değil paylaşmak istediklerim. Kadir Gecesi'nde takılı kaldı gönlüm...
Başlayalım mı? Peki... : ))
O akşam otobüsle yola çıktım, araba henüz serviste olduğundan..Kimi zaman da araba kullanmak istemiyor, otobüsü seçebiliyorum; duruma bağlı...
Yalnızca otobüs, öncesi ve sonrasını yazmaya kalksam sayfa dolusu yazı oluşur ama hayır...
İftardan başlayayım.
Annemle iftar ettikten sonra, haberleşip anlaşmış olduğumuz gibi, gelinimiz aşağıya indi. Hemen hazırlan lütfen.. dedim; çıkıyoruz. Annemden izin alıp, ağabeyime nöbet devredip yola koyulduk. Ben çılgın, gelin hanım kafa dengi..Bir söyleyip beş gülüyor muyuz
ne? : ))

Eyüp' e geldiğimizde aceleden doğru düzgün bir şey içmediğimden çok susadığımı fark ettim.Bir market- bakkal vs. ararken karşımıza küçük bir cami çıktı.Hocamın da teravihi küçük bir camide kılacağını haber aldığımdan (ama esas olarak onunla Eyüp' te karşılaşmayı umduğumdan) 'Acaba?' diyerek oraya yöneldim.

Kapatıyoruz, kaldırıyoruz.. gibi bir hitap..Camide ne kapatılır ki? İçeri giriyoruz, yalnızca üç- beş kişi.. 'Sakal-ı Şerif' sergileniyor!...
Böyle fırsatı bulup da durmak olur mu? Yaklaşıyoruz, adım mesafesindeyiz. Görevli hocanın yanında genç bir delikanlı var, akraba ya da bir yakını gibi davranıyor. Bir ara Sakal-ı Şerif' in sergilendiği merceği eline alıyor, inceliyor. Nasıl olduğunu bile anlayamadan, uzanıp elinden alıveriyorum.
İşte o anda zaman duruyor.Kimsede bir tepki yok..Soru soran, 'Dur, n'apıyosun?' diyen yok!..
Peri anne sihir tozu serpti ortalığa.. zaman durdu sanki..her şey ve herkes sustu; donup kaldı belki de... Kalbime bastırıyor, öpüyor, öpüyorum. Hâlâ kendime gelemedim.Bakıyor yine bakıyorum. Geri uzatırken, dua ile mukabele ediyor, şükran hissimi dile getirmek istiyorum. Şükürler.. şükürler Yâ Rab!.. Bu nasıl bir ikramdır, ne büyük lütuf!...
Dünyada nasip ettin, ahirette de kendisini görmek dilerim , yakın olmak!...(Cümle gönülden dileyenlere de nasip olur inşallah...Âmin...)

Yağmur yağıyor.. Ilık, güzel bir sonbahar akşamı..Usul usul inen rahmet damlaları...
Cami dolu, kapısı- bacası dolu... Arka tarafı dolaşarak caminin avlusuna, türbenin olduğu yere ulaşıyoruz. Bir süre parmaklıkla çevrili ağacın altında dualar ediyoruz. Sonra içeri girmeyi deniyoruz. Bizler camiye girip, hanımlara ayrılmış olan üst katın merdivenlerine yönelirken, yukarıdan da çok kalabalık olduğu gerekçesiyle inenler var. Çıkıyor,etrafa da bir bakınıyoruz. Kenarda bir yer tercihim. İnanması güç, avluya ve Eyüp Sultan Hz. nin sandukasının sergilendiği türbeye bakan bir pencereye çıkıp oturuyoruz. Hem içeriye hem de dışarıya hâkim bir yer burası.. Allah c.c. bizi köşünde ağırlıyor, köşkümüzü hazırladı diyor gelinimiz. Şükürler sonsuz!... Dualar başka, hissiyat bir başka burada... Mânevi ortamdan etkilenmemek ne mümkün? Dışarıda yağmur giderek temposunu arttırıyor..
Dışarısı şıkır şıkır aydınlık..Dışarısı Bayram yeri misâli... Kimseler kaçmıyor hızlıca atıştırıveren rahmet damlalarından..Huzur var, aynı amaçla bir araya gelmenin inanılmaz hazzı ve tek yürek olma duygusu var.

Çoluk- çocuk gelmiş insanlar..Öylesine sevimli ve mâsum ki çocuklar.. Neden büyümek istemediğimi bir kez daha anlıyorum. : ))
Avludaki taştan direklere karşılıklı tünemiş iki güvercin. Biri senin biri benim olsun deyip sahipleniveriyoruz gelinimizle.. Nasıl bir huşû ile dinlemedeler, bir vecd hâlinde gibiler sanki...
Yağmur.. ışıklar... türbe.. insanlar... güvercinler.. tesbihat ve dualar...Derin bir iç geçiriyorum yine... Tesbih namazı da kılınıyor cemaatle.. Ömürde bir kere kılmak gerekli ya da iyi miymiş? Pek bir cahil kalıyorum henüz kimi konularda.. : ( İlk tesbih namazım, ilk Kadir Gecesi Eyüp Camii ziyaretim bu benim...Ne güzel.. Allah c.c tekrarlarını nasip etsin bize ve tüm dileyenlere de...
Sabaha karşı 01.. suları.. Herkes uyanık, herkes yollarda sanki.. Daha yeni gelmeye başlayanlar var.
Yürüyoruz, yolumuzun üzerinde üç ziyaret var. Yâ Vedûd Camii, Muhammed el- ensari Hz., Câbir bin Abdullah Hz. Heyecanlanıyorum, hadis kitaplarından bilirim bu son ismi..Hadisler rivayet etmiş. Onları da ziyaret edip, duada bulunmak, ruhaniyetlerine hediye etmek ne büyük bir şeref... Mutlu, çok mutluyum. Dilimde, gönlümde şükürler... Rüyâ gibi bir geceydi lezzetini unutamayacağım.
Ertesi gün hocamı ziyaret etmek de apayrı bir mutluluk..Arıyorum telefonundan. Çok meşgulüm bu gün ama öğleden sonra bir ara istersen diyor. Oğlunu da aradığımda aynı şeyleri tekrarlıyor.
Hocamın sesi sanki biraz mesafeli miydi? O bana yakın davranır çokluk, şükürlerim sonsuz.. acaba ne oldu Allah'ım? Ne yaramazlık yaptım ki sesinde bu uzaklık hissiyatı? Yüreğim ıslanmış bir serçe gibi titremekte..Hazan yaprağı gibi sallantıda... Öğle üzeri saat 12.30 suları.. Oğlu arıyor beni. 'Gelsin ama acele etsin' dedi, diyor. Gidiyorum nasıl gittiğimin, yollarda ne dualar edip ne kalp çırpınışları çektiğimi anlatmaktan âcizim. N'olur Allah' ım, diyorum.N' olur.. O' nu, SEN'in rızan için seviyor ve diliyorum. En müsait olduğu zamanına rast getir beni, n'ooluurr!... Torununun eşi açıyor kapıyı. Daha önceden de tanışıyoruz.Gittiğim zamanlar rastlıyorum ona... Dünden bu yana ders alanlar bitmedi diyor.Çok yoğun... Beklesin diye haber gönderiyor hocam.. Ne demek.. O' nun bulunduğu mekânda olmak bile apayrı bir saadet!... Bir süre sonra geliyor. Ayakta karşılıyorum onu...
Otur, diyor. Beklettim, kusura bakma... : )
Sizi.. diyorum. Ömrümün sonuna değin bekleyebilirim, efendim!...

Beklersen, diyor. Sevap kazanırsın. : )

Bir söz söylüyorum ona, sevgimi belirten..
En çok, diyor. Allah c.c. ı sevmelisin.
'Tüm sevgilerin kaynağı 'O' değil midir ki efendim?' diyorum. Sözünü yineliyor.
'En çok O' nu sevmelisin!..'

Başka bir enerjisi var bugün onun, tebessümü bile azıcık daha belirgin mi ne? Daha bir ışıltılı... Sevdiğimi biliyor. Sevdiğini hissediyorum. Daha ne olsun??? ŞÜKÜRLER OLSUN!!!
........

h. b. ile konuşuyoruz. Daha önce de yazmıştım, çok eski dostum... Dedesi, benim hocamın da hocalarından, çok büyük bir âlim, Allah c.c. ın rahmeti üzerine olsun.. Hocam, Hayat' ı kıskanıyorum. Ben seni yıllardır tanırım. Hayat gibi arayamıyorum, çekiniyorum. : ) demiş.. O'nun çok sıkıntıları var, dertleşiyoruz onunla diye cevap vermiş hocam da... Hayat gibi aramak için biraz da deli olmak gerek her halde.. diyorum ben de...
.....sürecek.. inş... : ))

Sevgiler...