20 Ekim 2008 Pazartesi

Hürriyyet hakkında



Hürriyetlerin en güzeli, kendi kendini dizginleyen şuurlu ve ahlâklı hürriyyettir. Hürriyyetlerin en çirkini, hürriyyet nâmına esâreti getirenidir. Birincisindeki şuuur, dünya hudutlarından öteye atlayabilen bir idrâk vuzûhuna erişebildiği için, ahlâklıdır, mes'uliyyetlidir ve kendi kendini dizginler. Bu tatlı esâretin zincirleri dahi hürriyyet halkalarından yapılmıştır.

İkinci hürriyyet anlayışı ise, toprağa yönelmiş geri anlayışların ve kısa vâ'deli aşağılık hesapların, dünya cenneti va'dederek cehennemi getiren esâretli hürriyyettir. Hürriyyet namına, hürriyyetin bu kurban edilişi, akan kanlarla, bu hürriyyet isimli esareti boğar. İnsan şahsiyyetinin kıymeti ve insan irâdesinin mes'uliyyeti, onun ilâhî nizâm çerçevesinde alabildiğine hür oluşudur.

Denebilir ki Allah, hürriyyet ve irâdenize ve onları kullanan şahsiyyetinize o kadar hürmetkârdır ki, bütün imkânları ve nice âlemleri önününüze sermiştir. Onlarda pervâz eden sizsiniz. Yer nasıl sizin içinse, kollarını açmış gökler, yalnızlıktan titreşen yıldızlar, size ışıktan âvazelerle hayrıkan güneşler ve görünmez te'sirleriyle, görünmeyen tarafınızdan sizi yakalamaya çalışarak, bağırlarına çağıran âlemler, hep hep sizin içindir.

Gösterilen yollar, verilen hayat düstürları ne kadar doğru olsa ve va'dedilen ufuklar ne kadar parlak olsa, insanın bunlara uyabilmesi, her şeyden evvel bir iktidâr mes'elesidir. Otomatik tekâmül batâetle seyreder. "Bu böyledir", "böyle olacaktır" diye de "böyle haret etmen lâzım" diye, bir insana kat'î hareket yolları göstermek, onun hakikaten iyiliğine de olsa, netîcenin güzelliğini azaltır. Ve hele şunu unutmayınız ki, netîcenin zararlı oluşunun mes'uliyyetini de taşırsınız. İnsan, mâdem ki başını sağa sola vura vura, düşe kalka hayat yolunda yürümeye sevk olunmuştur. Ona ışıklar tutar, hareketlerinde serbest bırakırsınız ki, elinden tutulan bir çocuk olmaktan kurtulsun, adımlarını kendisi hızlandırsın ve bir gün koşmaya, mesâfeler aşmaya alışabilsin...

18 Ekim 2008 Cumartesi

Günlüğümden...


Hayat biz onu planlarken başımızdan gelip geçenlerdir...

John Lennon


Gurbet...
Ne çok etkilemiştir beni yıllar boyu...
Şimdi, benim yaşadığıma benzer duyguları okuduğumda buruk bir gülümseme beliriyor yüzümde...düşüncelere dalıyorum kimi zaman...
Uzaak, çok uzak geliyor belki birçok şey; izi kalmış birçok şey...
Bir ılıman iklim çiçeğiyken rüzgârlı tepelere düştüğümü hayâl ederim..Dallarımın kırıldığını, incindiğimi...
Yazmak geliyor içimden bu duyguları yaşayan başkalarına, vazgeçiyorum sonra.. Yaşayıp görmesi gerek..Olmuyor bâzı şeyler, anlatmakla olmuyor.
Hem zâten herkesin hikâyesi-masalı da aynı olmuyor.
Üstelik sürekli olarak bağlantılarıma yenilerini katmak demek, öncekilerden eksiltme yapmamı gerektirebilir.Bunu kendiliğimden pek yapmam.Çok insanlar tanımışımdır ve bugün için arkadaşlarım 'süper' diyebiliyorsam, belli kriterlerden geçmiş olmalarının da bunda rolü var olsa gerektir.
...
Şu anda bir Külkedisiyim. İleride bu satırları okurken, bu yazının bana hatırlattıkları olacaktır sanırım.Bakalım o zaman nasıl ve ne şekilde hatırlayacağım bu günleri?
Zaman.. Ne çok şeyin üzerini bir perde misâli örtüyor.
Çocuklarım arasında kıyas yaptım bugün düşünce bazında.. Yarın ne şekilde biçimlenecek bakalım davranışlar, düşünceler, duygular...
Bu yazılanlardan bir şey anlayacağınızı düşünmüyorum.Bu bölüm, kendime karşı yazılmış olarak değerlendirilebilir. Bana bir takım hatırlatmalarda bulunacak...
Şunları da not düşeyim. Onur- gurur arası çizgi çok incedir derim hep.. Önceden siyah- beyaz ayrımlarım daha çoktu belki de ... Daha kesin çizgilerle ayırıyordum birçok şeyi...
Daha az tâviz veriyordum kendimden..
Daha engin düşünmeye çalışıyorum şimdi..Daha uzağı görmeye, daha geniş olmaya, daha sabırlı davranmaya...
Gurbet diyorduk değil mi? Mecâzi anlamda gurbette değilim artık, aslî gurbetim olan dünyada, daha neler göreceğimi bilmeden yani ufuklara doğru yürüyorum.

Daha çok bilirdim önceden..Daha çok şeyin bana bağlı olduğuna inanırdım.Şimdi düşünüyorum da ne kadarı gerçekten de bana bağlı acaba?
Bilirdim, yapabilirdim... vs..vs...
Boş başak dik durur derler ya, olgunlaşıyor muyuz ne? : ))

2 Eylül 2007' ye dönüyoruz şimdi..Hem yakın, hem uzak..
Ama daha önce, arkadaşımı tanıtmak istiyorum size bir geçmiş yazımda neler yazmışım bakalım?
12/8/2007
Hadi,sizlerle,son iki günde neler yapmışız,bir göz atalım,var mıyız?

Cuma akşamüzeri, bir akademisyen arkadaşım, annesi ve kız kardeşleriyle ziyaretimize geldiler. Birçok ortak özelliğimiz var sanırım.İlk aklıma gelenler:

*Aynı burçtanız,Bu yıl, ortak doğum günü kutlayabiliriz.:))
*Her ikimiz de misafir ağırlamayı severiz.
*Belli konularda, hatırşinas, düşünceli davranabilmek gibi tarih olmuş(!) bir özellik az-çok ikimizde de mevcuttur.
*Bahçe fanatikliğinde birbirimizi aratmayız.Sanırım o,benden bir gömlek ileride olabilir.
*Müzik konusu da aynı şekilde.O, üniversite yıllarında zamanın bayağı adı duyulmuş üstadlarından bağlama dersi almış.Dernek faaliyetlerinde ,koro çalışmalarında aktif rol alıyor.Önceleri birlikte THM ‘nin anonim eserlerini seslendirirdik.Şimdi TSM korosunda,ud çalıyor.
Bu arkadaşım ve bir diğeri, bizim,genelde bizim evde gerçekleştirdiğimiz üçlü canlı fasıl topluluğumuzun üyeleri..Her zaman gerçekleştiremesek de keyifli oluyor.-Diğer arkadaşımız da ud çalıyor ,geçen yıl benim de etkimle kanuna heveslenmişti.Bu yıl ,benim hocamdan ders almaya başlamış.
...

Konuyu yine dağıtmışım.Kanun,aşklarımdan birisi;başka şekilde ifade edemiyorum,yeri gelmişken söyleyeyim,benim çok istediğim şeylerden birisi ,çok iyi derecede kanun çalabilmek!...
Cuma akşamına dönelim..Güzel manzara,keyifli sohbet,fonda seçme CD lerden yükselen hoş nağmeler…Bir ara söz döndü,dolaştı yemek tariflerine geldi.Bu arada Cankur adlı arkadaşımızın tarifi hakkında aramızda şu konuşma geçti:
-Hayat Hanım,şu şahane sebze karması yemeğinizin adı neydi?
-Onun tarifi özel , Adana’lı bir arkadaştan geldi..
-Adana’nın tarifini defterime gireceğim.Kurutulmuş biber-patlıcan dolmaları filan,onlar girdi yani sizden..Unuttuysanız verebilirim size,birazcık nazlanmam lazım, ama yalnız…

Bir de sütlü tatlı hazırlamıştım.Benim banko tariflerimdendir-resmini çektim,gerekirse ileride size de verebilirim..-bu tarifi kafama ve ruh halime göre makyajlar,yeni yeni versiyonlarını oluşturabilirim,öyle ki ilk haliyle hiç alâkası olmayabilir görüntüsü-hatta tadının-

O gün de aynı şekilde yeni şeyler denedim.Bence ,güzel oldu,beğenildi de..
Onu tarif ediyordum ,baktım ki,arkadaşın kız kardeşi ciddi şekilde ,dikkatle izliyor..Bir şey mi vardı,diye sordum..”Gördüm ama,dedi,sizin gibi,şiir okurmuşçasına yemek tarifi veren birisine ilk defa rastladım!..” Ne denir bu söze,gülüştük tabii..
Güzel bir akşamdı…
...

Arkadaşım oldukça genç -30 lu yaşlarda- profesör olmuş, 10 yıldır tanıdığım ve yakın arkadaşlarım kategorisinde yer alanlardan...
Küçük kızlarımız sınıf arkadaşıydı ilköğretimdeyken.. Biz de bu vesileyle yakınlaştık ve benzer özelliklerimiz, birbirimizin yanında rahat davranabilmemiz daha da arttırdı belki bu yakınlığı...
Bu Temmuz ayında da gidişimde onunla görüştük, bahçesinden birkaç kare aldım kamerama.. en güzel balkon yarışmasında birincilik kazanmıştı geçen yıl..

2 Eylül' e dönebiliriz artık.. : ))
...

24 yıl kaldığım il burası..Küçük kızımın İstanbul' da okumak istemesiyle ben de hazırlanıyorum bu şehre vedâya...Daha önce oğlumu Amerika' ya göndermiştim Üniversite tahsili için ve sonrasında İstanbul' u seçmişti kalacağı il olarak..
Büyük kızım da İstanbul' da okuyordu, şimdi mezun, staj yapıyor.
Çocukların hepsi burada olunca bana da çok fazla bir seçenek kalmadı.Bu şekilde döneceğimi düşünmezdim şehrime...
O son bir iki ay vedâ havasında gezindim. Burayı bırakırsam geri dönmeyeceğim, bu kalıcı bir gidiş olacak diye düşünüyordum.
Bahçe kapısından her çıkışımda geriye dönüp baktım nemli gözlerle..Bir fasıl daha kapanıyordu işte ömrümde...
Yürüyüşlerime çıkarken şu şarkıyı mırıldandım kendi kendime tuhaf bir melânkoliyle:
Kaçak
Bu şehirde buldu buldu ellerini
Bu şehirde sevdi badem dillerini
Senle unuttum bütün ezberlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm
Tuhaf buluyorlar bu kaçak halimi
Seninle doldurdum yasak ihlalimi
Seninle kapattım aşk defterlerimi
Pişman değilim ama göçtüm kederden
Düşman değilim ama çöktüm erkenden
Bir daha bu yolları aynı hevesle yürürmüyüm
Kim bilir ne bekliyor kalırmıyım ölürmüyüm
Ne malum dünya gözüyle bir daha görürmüyüm


Tek tek vedâlaştım çiçeklerimle, köpeğimizi farklı duygularla sevdim. O yaz diğer yazlardan daha sıcak geçmişti. terasta daha çok oturdum, daha çok resimler çektim.
Denizi ve günbatımını severim ya ben, bir yığın kareler aldım.
Bu burukluk duygusu niyeydi? Burası neydi ki sonuçta?
Kızdım da kendime bu fazlaca duygusallığımdan dolayı... Vakit tamam olduğunda böylesi uzun vedâlara vaktin kalacak mı ki küçük hanım? Dünyada dahi kalıcı değiliz mâlûm!...diye çıkıştım da hattâ...

Arkadaşlarıma vedâ etmedim oysa.. Ayrılıkları sevmiyorum ben, içimi burkuyorlar.
Yine de bu Dr. arkadaşım gideceğimi bildiğinden kahvaltıya dâvet etti beni, arada onun bahçesinde ya da bizde görüşmelerimiz olurdu ve güzel geçerdi günümüz, memnun ayrılırdık.
Yine aynı güzelliğiyle hatırlıyorum o günleri...

Sabah öğle arası bir vakitti gittiğimde..İçtenlikli gülüşüyle karşıladı beni..sıkıca sarılırken:
-'İyi ki sizi tanımışım K... hanım'.. dedim.
-'Benim için de öyle, siz özel birisiniz Hayat hanım ve her zaman da öyle kalacaksınız. Bunu hiç unutmayın.Her sabah aynanın karşısına geçip, kendinize hak ettiğiniz sözleri söylemelisiniz: Kendimi seviyorum, hatâlarımla, günahlarımla...Kendimle barışığım, çevremle de...'
...
Sürecek...

17 Ekim 2008 Cuma

Sarmaşık Gülleri... (Geçen ilk bahardan)

Bahçemden Güller



Güller...



Güller...


Gün Batımı...


Gün Batımı...



Turuncu Güller



Kırmızı gül..


Hanımeli...


Güller...


Resimlerin tümü kameramdan, 2007 ilkbahar ve yazında ev ve bahçede çektiklerimden..

sarmaşık gülleri eski alt sıra komşumun bahçesinden..

Kazaya sebebiyet verecek kadar güzellerdi gerçekten de...

Sevgiler... Hayat

...

SARMAŞIK GÜLLERİ...

Sanki İçimde Açar O Sarmaşık Gülleri...

SARMAŞIK GÜLLERİ

Yalnız kalan ruhumun acısı çok derindir
Yıllar geçse de inan kalbimin esiridir
Alamaz bin sevgili kalbimdeki şu yeri
Sanki içimde açan bu sarmaşık gülleri

Her yerde hatıran var her şey seninle dolu
Her yerde senin ismin bu yol aşkımın yolu
Alamaz bin sevgili kalbimdeki şu yeri
Sanki içimde açan bu sarmaşık gülleri

Teoman Alpay


Sarmaşık Gülleri Bu Kazanın Sorumlusudur..! :) 1/Haziran/2007

Gece, sabaha karşı 03 suları...Kızımın alt kata indirmeye nazlanıp odama bıraktığı telsiz tel. in alarmı ile uyandım, şarjı bitmek üzere, 'bip' liyor..Aynen damlatan musluktan çıkan ses, ya da gecenin bir vakti sessizlik içerisinde zihninizi yoran saat 'tik-tak'ları gibi..

Kalkıp, yerine indirdim.Uykuya dalalı 3 saat kadar olmuş ama uyanış o uyanış, sanki uykum birdenbire kesildi..yok oldu...

Kalktım, kendimi zorlamam uyku konusunda, kaçmışsa kaçmıştır, gelinceye kadar bir şeylerle meşgûl olurum.Yeniden uykuya dalmam 05 suları oldu. 07.. yine ayaktaydım ama biraz kırık dökük..

Kızımın dershaneye bırakılması gerek, sözetmişimdir oturduğumuz yerin ulaşımı biraz fedâkarlık gerektiriyor arabanız yoksa, daha disiplinli olup erken kalkacaksınız, engebeli arazide yürüyeceksiniz fln..

O biraz daha uyuyabilsin diye biz de neredeyse milimetrik yetişecek şekilde çıkarız evden.

Neyse..bırakıp döndüm, sitemizin bir alt sokağındayım, eve 100 metre mesafede..Yukarıda resimlerini gördüğünüz güller var ya, saniye süresince göz attım onlara, viraja giriyordum ve engebe var, bir araba da geniş almamı engelleyecek şekilde park etmiş, üstelik yokuş olduğu için az hızlıca girmek zorundayım, yay şeklinde kavisli yol, ağaç ve yeşillikler görüşü kapatıyor. Başımı çevirip cipi farkettiğimde yapacağım bir şey kalmamıştı: Küüüüttt..!

Tutanak, kasko, servis, ekipler âmirliği...vs..

Sitede 4 tehlikeli nokta var, hepsi hepsi bir dağ başı :) sitesi yâ..

Niye bu yolu kullanıyorlar, yol geçen hanına döndü bu son zamanlarda, biz alışkın değiliz ya da değildik..! :)

'Akacak kan damarda durmaz..!'

'Olmuş la ölmüş e çâre bulunmaz..!'

'Vukû bulan (gerçekleşen, olan) da hayır vardır..'

Bu kadar işte..Millete akıl verirken :) kolay, yok arkadaşlar, aynen öyle davrandım. Hayat bana olan şeyler için üzülmemeyi öğretti..!

1 haftalığına arabasızım. Dedim ya, sürekli bir yerlere yetişmek, servis şöförlüğü de dahil olmak üzere amme hizmeti :) yapmak gerekmese dert etmem, yaşayış biçimimizin bir gereği oluyor sadece.. :)

Bir iki kare daha ekleyeyim, sizce de bu güller, hafifletici sebep olabilirler mi??? :))

Sevgilerle...Hayat

Sevmek, bağlanmak, incelikler üzerine bir deneme...


Yaşamak sadece sevmektir, inan bana.
Sevmeyenler dünyamızda yaşamıyor.
Yaşamak suda, toprakta, insanlarda görünerek;
bir zeytin ağacı gibi.
Bir zeytin ağacı gibi, ne güzel
denize yakın olacaksın,
uzayan dallarında, yapraklarında ışık
ta derinlerde köklerin.
Bir zeytin ağacı gibi, bin yıl severek
yaşamak her gün...

Arif DAMAR

Sevmek, ama Allah c.c. için sevmek... Karşılıksız, umarsız...
Hep karşımızdakinden bekliyoruz, niye? Sevmeden,gerçek anlamda sevilemezsiniz.Onaylamadan, onaylanamazsınız.Takdir duygunuz yoksa, takdir edilmeyi niye bekleyesiniz?
Vermek.. konu başlıklı bir alıntı yazım vardı şimdi aklıma gelen..

Bir yazı daha, okuması zor oluyor böyle uzun yazıları, biliyorum ama yetmiyor hissettiklerimi anlatmaya..Yine de yetmiyor.
Sanırım, yaşamadan öğrenilmiyor böylesi duygular.. Dahası, isyana mı itaate mi yöneleceğiniz de ayrı bir konu, bu öğretilerin sonucunda..Öğrenemeyebilirsiniz de...
Ben heyecanlı küçük çocuk..Ben, her şeyi kendi bildikleri doğrultusunda yapabileceğini sanıp, güzel bir ders almış arkadaşınız..İnatçı, benliğini hâlen yenememiş, kendini eleştirmekten de geri durmayan ve doğruya yönelmeye çalışan..Yine.. Yine çalışan, deneyen...
Özde iyi olduğunu sanan, eksiklerini de gördüğünü düşünen, günümüz şartları için ekstra varsayılsam da olmak istediğimden uzak olduğumu düşünen bir sade vatandaşım işte...
Tek bildiği, 'bir şey bilmediği' olan... : ))
'Yeterli' olmasa da, bilmek 'gerekli'dir.
Aramakla bulunmasa da,bulanlar arayanlardır.. diye düşünen...
Bununla birlikte 'Bilmek mutsuzluktur.' düşüncesini de yadsıyamayan...
Kendi içinde çelişkileriyle, eksiklikleri, yanlış- doğru bildiğini zannettikleriyle, 'Yüreğine' sorarak yön bulmaya çalışan birisi...
Dileğim o ki, iyiye, doğruya, güzele dair olsun yolculuklarımız, varışlarımız, hep birlikte...(Âmin)
Hayat
...
Sevginin Etkisi
Sevgiyi incelediğimizde, onun bitmez tükenmez bir kaynak olduğunu keşfederiz. Bu kaynak sayesinde fiziksel, ruhsal ve tanrısal dünyaların değişik ortamlarıyla haberleşebiliriz. Daha önce de gördüğümüz gibi, tüm enerji titreşimleri kendilerini değişik frekanslarda gösterirler. Demek oluyor ki, sevginin gücü, iç dünyamızın kuvvetlerinden çok daha etkili (yüksek ve hızlı) titreşimler sergilerler. Bu gerçeğin farkına vararak, onların günlük yaşamımızda kendilerini ortaya koymalarını keşfedebiliriz. Sevgi, özgürlük kaynağı
Sevginizin ateşini körükleyin, sizi boğan ve sizin hareketinizi kısıtlayan bütün bağları yakıp yok edin. Sevginizin parıldayan ışığı utanma, acı ve korkuların barındığı karanlık bölgeleri de yok edececektir. Işığın belirmesini sağladığınız anda, tüm bu saydıklarımızın kaybolduğunu göreceksiniz!.Sevgi, korkunun karşıtıdır. Kişi kendini üzgün, bunalımda veya yalnız hissediyorsa, bu onun sevgi eksikliği yaşaması yüzündendir. Eğer sevgisinin ateşini biraz olsun canlandırabilirse, küllerden tekrar doğduğunu ve yeniden parıldadığını görürsünüz. Düşmanlığa karşı sevgi Kişi kendini sevmeyi ve içindeki yaşam ateşini körüklemeyi öğrendiği zaman, bu ışığı başkalarına da yayabilir. Düşmana karşı beslenen sevgi, tümüyle özgür hareket eden ileri seviyedeki ruhlardan ödünç alınmış bir yöntemdir. Bildiğiniz gibi, sevginin gücü sınırsızdır ve her tarafta bulunur. Üstad Peter Deunov, bu konuyu şöyle dile getirmiştir. “Sevgi yolu, tehlikesizce yürüyebileceğimiz tek yoldur. Aşk kuvvetlidir, yolu üzerinde karşılaştığı tüm engelleri yokeder. Sevgiyi, dünyadaki tüm kötülüklere karşı bir zırh gibi giy. Bu zırh, hiçbir silahın delemeyeceği tek kalkandır.” Sevgi eksikliği Sevgi eksikliği, kendini, içimizde hissettiğimiz büyük bir boşlukta gösterir. Sevgisiz kişi kayıtsız olur. Doğdukları andan itibaren, herhangi bir insanla iletişim kurmamış, en ufak bir sevgi almamış çocukları düşünün. Onları yaşamdan, ışıktan yoksun, boş gözlerle bakarken görürsünüz. Yine yaşam içinde, çökmüş, hasta dolaşan bu yetişkinler, yaşam kaynağı olan sevgiden kopukturlar. Kişinin mutluluğu, sevginin gizemli ateşine sahip olduğunun bilincinde olmasına bağlıdır. Bu ateş, güzel veya çirkin, herşeye bir anlam verir. Ruh, bu bağlantıyı kurduğunda, ışık yaymaya başlar. Konuya yine Peter Deunov ile devam edelim. “Cennet sevgidir. Sevgi müziktir. Tanrısal sevgiye daldığınızda ve titreşimlerini hissettiğinizde, hayatın senfonisini anlayacaksınız. Bir çiçeği güneş ışığından uzaklaştırınca, peşinden meydana gelen büyük değişikliği bilirsiniz. Bir varlıktan sevgiyi alırsanız, yine aynı sonucu elde edersiniz.”
Sevgi eksikliği, kişiyi, korku, üzüntü, hastalık, nefret gibi olumsuzlukla yüklü güçlere karşı korumasız bırakır. Kalbinizi sevgiye açın ve aynı anda, ışıktan kaçan bu istilacıları derin karanlıklara doğru kovalayın. Yeni yaşam
Şu anda içinde bulunduğumuz çağ, güneşin doğuşundan önceki döneme benzer. Karanlık dağılır, kuşlar ötmeye başlar, tan kızıllığı dağın zirvesini okşar. Kendimizi yücelme anında buluruz: güneş doğar, aşk kendini gösterir.
“… eski yaşamda, aşk neşeyle başlar ve acıyla biterdi. Yeni yaşamda, aşk neşeyle başlar ve öyle kalır. Sevgi ve Neşe, Barış’ı doğurur.
Sevgi tüm insanları birleştirecek yepyeni bir kültür oluşturacaktır. Sevgi, tüm varlıkları büyük bir uyum içinde birleştirir. Sevgi yaşama mükemmel bir birlik getirir. Tüm insanların düşüncelerini ve kalplerini birleştirir ve adına sevgi dediğimiz olguyu bütün kozmoza işler. Hepimiz içimizde her gün bizi biraz daha canlandıran bu alevi hissediriz. Üstad Peter Deunov bize yaşamaya başladığımız bu yeni dünya hakkında şunları söylüyor: “Dünyayı yeniden oluşturacak ve düzenleyecek olanlar, aydınlanmış ve bilinçli varlıklardır. Bilgi ve aşk’ın yasalarına göre, dünyamızda zengin ve yoksulların yardımlaşacağı, bilgi ve cahillerin eşit olacağı, genel, yeni bir kardeşlik doğacaktır: Bu yepyeni bir kültür olacak ve sevgi şimdi bizi bu kültüre katılmaya çağırıyor. Onu dinlemeye, onun için çalışmaya hazır mısınız? Çağımızın büyük acıları ve düzen bozuklukları, tıpkı büyük bir kültürün doğum sancıları gibidir. Bu patırtının ve kargaşanın ortasında kişide evrensel sevgi fikri doğacaktır. Güçlü kaynaklar, insanların kalplerinden akacaktır. İlerlemenin yasaları böyle haber veriliyor. Kişinin bilinci, belli bir gelişme düzeyine geldiğinde, sevgiye çevrilecektir.
Bu sevgi enerjisinin galip geleceği, daha iyi bir dünya umuduyla…“Ben Enerjiyim!.” adlı kitaptan alıntıdır.
Ben Enerjiyim!. Chislaine D. MartelÇeviren. Arzu ÜnelArıon Yayınevi, İstanbul, Kasım 1995
...
Aşağıya alıntıladığım şiirde de eğer İslâm öğretilerinin süzgecinden geçirilebilinirse, ilginç ve önemli bulduğum 'vurgu' lar var gibi geldi bana...Hoş bir sentez oluşabilir zihinlerde... ...
bağlanmayacaksın körü körüne..
bağlanmayacaksın bir şeye öyle körü körüne
o olmazsa yaşayamam demeyeceksin
demeyeceksin işte, yaşarsın çünkü
öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
çok sevmeyeceksin mesela,o daha az severse kırılırsın.
ve zaten genellikle o daha az sever seni,senin o'nu sevdiğinden.
çok sevmezsen, çok acımazsın.çok sahiplenmeyince,çok ait de olmazsın
hem.
çalıştığın binayı,masanı,telefonunu,kartvizitini...
hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
senin değillermiş gibi davranacaksın.
hem hiçbir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
onlarsız da yaşayabilrmişsin gibi davranacaksın.
çok eşyan olmayacak mesela evinde, paldır küldür yürüyebileceksin.
illede birşeyleri sahipleneceksen, çatıların gökyüzüyle birleştiği yerleri
sahipleneceksin.
gökyüzünü sahipleneceksin,güneşi, ayı, yıldızları...mesela kuzey
yıldızı, senin yıldızın olacak.
''o benim'' diyeceksin..mutlaka sana ait olmasını istiyorsan birşeylerin...
mesela gökkuşağı senin olacak.ille de birşeye ait olacaksan ,renklere ait
olacaksın.
mesela turuncuya,ya da pembeye, ya da cennete ait olacaksın.
çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi, hem de hep senin
kalacakmış gibi hayat.
ilişik yaşayacaksın.ucundan tutarak...
CAN YÜCEL
...
Nil ile konuştum bugün...Hoş bir konuşmaydı. Bebeği ile ilgileniyor.yazmaya vakit bulamadığından dem vuruyor.Seni bile doğru düzgün izleyemiyorum ve biliyorum ki 'seni kaçıran, hayatı kaçırıyor' diyor. Tekrarlattım bu sözü ve epeyce gülüştük. : ))
Ne demezsiniz..Hayatı ve 'Hayat' ı tanımaya, anlamaya çalışanların en başında olmaya çalışanlardan birisi olarak, gülümsüyorum yine..O kadar...

Söz... Anlayabildiklerimi sizlere de anlatmaya çalışacağım inşallah...

Bu konuda ne yazsam eksik kalacak, gün be gün tamama yaklaşabiliriz belki birlikte
...
Sevgilerle... : ))

Hayat