5 Ağustos 2009 Çarşamba

Berat Gecesi, etkilendiğim bir velînin ziyareti, Su Köşkü...Güncel...



4Ağustos 09 -K. Çamlıca su köşkü, A. Mahmud Hüdai Hz. 001
by hayateylul

Geçen yıla ait Berat Gecesi yazım ..dan kırpmalarla ;) başlıyorum yazıma.
Dünkü rüya gibi günden, Üsküdar yolculuğumun videosundan bir bölüm de renklendirsin, şenlendirsin gönüllerimizi... : )

Berat Gecesi, farklı etkiler beni, ürperirim. Bütün bir yılın bilânçosu, kâr- zarar hesabı ve bir sonraki yılın tasarımı. Aman Allah’ ım! Sen beraat edenlere kat bizleri de… (âmin)
Kişinin sonraki bir yıl içerisinde yaşayacağı her şey –eceli dâhil - kaydediliyor.
İçinde bulunduğumuz ‘üç aylar’ rahmet vesilesi aylar.. ne kadar değerlendirebiliyorum bu kıymetli zaman dilimini.. rahmet yağmurlarının bereketli damlalarından ne kadar yararlanabileceğim? Ne yapıyorum ki? ‘İki günü eşit olan ziyanda’ idi hani? Ne kadar geliştirebiliyorum kendimi? Kendime ve çevreme faydam ne?

............

Annemin yanında olacağım bu gün kısmetse.
Yandaki ahşap konak geliyor aklıma. Şimdi aslına uygun olarak yeniden yapılmış tarihi eser olduğu için. O konağın en alt katındaki Kadriye Hanım teyze… Nur içinde yatsın. Kandil günleri yumuşacık halkalar geliyor, mutlaka gönderilen. Hiç kimse onun kadar güzel halka yapamaz zannediyorum. Yaşlı ama hâlâ güzel bir kadın. Muhtemelen Arap kökenliler. Eskiden duvarlara asılı olan halılar canlanıyor gözümde. Üzerinde Osmanlı dilberleri var. Kahve içiyorlar, fal mı bakıyordu yoksa bir tanesi...Geçmiş zaman, anılar netliğini yitirmişler..
O odada yaptığımız akşam sohbetleri geliyor aklıma. İçilen kahveler… Bayram günleri hayâlimde şimdi.. Mendil içerisinde verilen harçlık ya da hediyeler. Bir gün ben de böyle yapacağım, diye düşündüğüm geliyor aklıma. Yarın o eski konağın oturma odasına gideceğim hayalimde. Bir kandil akşamı vesilesiyle ellerinden öpeceğim Kadriye Hanım teyzemin. Özledim pek çok şeyi, özledim..
Babamın sohbetinde kalmak istiyorum.Başımı yine omzuna yaslamak, ellerine vermek ellerimi.. O güven duygusunu ve o karşılıksız sevgiyi ne çok özledim...
Bu kadar hüzün ömre zarar… Güzelliklerin yaşandığı, yaşatıldığı, beraat edenlerden olduğumuz nice Beraat gecelerine… Sağlık, afiyetle...
Hayat

*
Böyle demişim geçen yıl..
Bugünse dünün sarhoşluğundayım hâlen.
Enfes bir gündü, her ânını duyumsadığımız.
Resimler çektim birkaç da video kaydı...
Başka bir yazıya olsun. Bu kaydı karmaşıklaştırmayayım daha fazla.
Bu akşam niyetimiz Eyüp Sultan Hz.
Gündüzse Tokadî Hz. ve Zembilli Ali Efendi Hz. ne gidebilirim umarım.
Reyhan'ın babasının hastane işleri var, gündüz bana eşlik edemeyecek, belki geceye...
Dualarda buluşmak dileğimle...
.........


Filmin konusu:

Bursa kadısı iken kadılığı bırakıp Kendini Allah yoluna adayan Aziz Mahmud Hüdayi Hazretlerinin hayatını anlatan güzel bir film.


Link:
http://rapidshare.com/files/13948887/Huedayi_Yolu.zip

Bu filmi izlediğimde âşık oldum o'na...

Bu fotoğraftaki duası ile gönlümde taht kuranlardan oldu.

Dostlarımız, Yaratıcımızı Dost bilenlerden olsun duasıyla...

4 Ağustos 2009 Salı

Birhan Keskin' i Yaşamak


Birhan Keskin' i yaşamak...
by hayateylul

Birhan Keskin' i yaşamak... Üye hayateylul
Şiir: Birhan Keskin- SU Arka fon: Dream's- Cafe Anatolia, Ay Düşünce Seslendiren: Hatice, özel kayıt
(Bu arada, resimdeki keman bizim kızlardan birisinin. İkisi de keman dersi almıştı ve küçük kızım ayrıca gitar... Evde keman, kanun, gitar ve ney var.Komple orkestra sayılırız anlayacağınız. ;)

SU

Konuşmam artık,ağır sözler söylemem
bir düş için sabahları göğsüme sedeften
bir çiçek işlerim

Hiç bilmedim,konuştuklarımdan ne anladın,
ormanın korkunçluğunu söyledim,
ovanın serinliğini sustum,
sen uzun bir uykuyu uyudun,ben düş gördüm

Durmadan bir yoldan söz ettim:
suyum ben,adımı unutmadım,
dolanıp,bir gün yanına düştüğüm
bir dağdan söz ettim;
dünyanın işine karışmadım,
beni avutmaz dünya,beni tutmaz da,
dolanıp içinde kirinin
yine temiz geldim.

Göğsümde sedeften bir çiçek taşarım:
bir büyü bu,hayata karşı yaptırdım
konuşmam artık,kalbini kırdımsa senin
**bil ki yanına düştüm.

Birhan Keskin

Fatih Çelik (Turkey) yazdı
05 Ocak 2008, 23:10'da
Birhan Keskin şiiri bir bağımlılıktır. Bir kez tadına baktın mı yandın, başka dengi de yoktur onca yazılmışlar içinde, illa "O" dur istediğin.
"insan olan yerlerim çok ağrıyor,
olsun, yine de sen kapanma, bu sıra benim,
yerine bırak ben incineyim."

Öyle bir kondururki cümle sonundaki noktayı, sen de tam o noktada kalakalırsın. İntizar edersin azıcık, "olmazki, böyle de yazılmazki" diyerekten. Parça parça eder zihnini, bir daha okuyana kadar toplarlanamazsın.

"dediler ki, olgun bir meyve var sabır perdesinin ardında,
dünya sana sabrı öğretecek, olgun meyvenin tadını da."

Seni, beni, bizi, hepimizi anlatır mısralarında. Acılarımız sözcüklerle vücut bulur, gösterirler kendilerini satırlarında.
Hüzünlendirir vesselam anlamaya başladığında

**

ENSTRÜMANTAL
.....
zaman insafsızlık etmese kederin oyduğu tarafımı sana getirsem
kalem beni tutmasa, anlatsam sana
siyah, simsiyah bir engerektir zaman
ve kış neler eder insana...


*

"dünyada iki kapılı BİRHAN gibi durmanın,
buraya böyle gelmiş olmanın,
geçene yol açmanın, ki içinden rüzgar geçirmenin
ne büyük güç istediğini anladım. Durmanın ne büyük sabır..."


dürtme içimdeki narı.
üstümde beyaz gömlek var.

...
gitmek mi yitmektir kalmak mı artık bilmiyorum

yerini yadırgayan eşyalar gibiydim ya ben hep

ve inançlı, gitmenin bir şeyi değiştirmediğine.

bilemem, belki bu yüzden

ben sana yanlış bir yerden edilmiş

bir büyük yemin gibiydim.

beni hep aynı yerimden yaralayan o eve

yine de döneyim döneyim istedim.
...

"bir yerden aşağı, çok aşağı düştüm,
zaman gri solgun bir koridordu, orada çok üşüdüm..."


KARINCA

Ruhumdaki sabır, kalbimdeki aşkla kurdum

kor dantellerden bu yolu, ormanın altına

yeter ki oku onu.

Senin gördüğün ağzımın kenarında duran dua,

ben ayaklarımın altındaki toprağa, döktüğüm

gözyaşına inandım. Öyle uzun ki dünya;

katlanmaya, kıvrılmaya, açılıp çarşaf olmaya.

Mümkündür yol yapmaya bir ömür, yol almaya.

Ah! yine de yolumdaki kederi kimse bilmesin,

büyüsün, genişlesin, dolansın ömrümü;

kapısı kapalı çoktandır, penceresi dargın.

Kim anlayacak bu kor işaretleri?

Kimsenin dilinden okunmasın içimde ufalan.

Ovada ve dağda saklı bir mavi için

düştümdü yola. Benim de yaban bir çığlığım vardı,

çok zaman oldu, teslim ettim onu rüzgara.

Kışa girdik kıştan çıktık

ama değişmiyor insan

karınca duası diyorlar ördüğüm yola.

* * *

4 Ağustos 2009, İstanbul notlarım

Dün Metis Yayıncılığın bir sorumlusu ile görüşüp, Birhan hanım' ın mail adresini aldım.
'Nasıl bir yürek taşıyor bu kadın?'
Gün geçtikçe tanımadan bağlanıyorum ona...
G.Osmanpaşa' da oturuyormuş.
Karar verdim, gerekirse evinin kapısında nöbet tutacağım.
yapamaz mıyım dersiniz? Zannederim siz beni henüz tanımıyorsunuz. : ))
Eh, tabii ben yalnızca niyet ettim ve gerçekleştirebilmek için gerekeni yapmaya çalışacağım, gerisi elbette ki nasip işi...

Bir Göksel Baktagir var, yıllandıkça daha da bağlandığım, -bunda kendisiyle tanışmış olmamın da etkisi vardır, karakteri de tam bir san'atçı kimliğine yakışır tarzda...- bir de Birhan hanım aynı kategoride yerini almaya başladı bile.

Neyse, Reyhan geldi demiştim. Üsküdar' a götürecekmiş beni : )
Aziz Mahmud Hüdai Hz. ziyareti ve K. Çamlıca Su köşkü gündemimizde var.
Bakalım?...

Sevgiler tüm 'can' lara...
Hayat

2 Ağustos 2009 Pazar

Yalnız benim ol, el yüzüne bakma sakın sen...



Yalnız benim ol el yüzüne bakma sakın sen
Kıskan beni göğsünde uyut yan ateşimden
Aşkın o zehir hasretin ruhumda kanarken
Kıskan beni göğsünde uyut yan ateşimden


Yasaklı siteleri açabilmek... Link
* * *
'Ayaklı müzik kutusu gibisiniz siz...' diyen akademisyen arkadaşımı haksız çıkarmak olmaz... : )
Rüzgâr farklı yönlerden esiyor arada... Ben de diyorum ki; 'Kapıldım gidiyorum, bahtımın rüzgârına'...
Biraz gündeme döneyim. Benim kızlar, memleketteler (gurbetimde kısacası, benim için orası hep gurbetim olarak kalacak sanırım.) ben de hâlen buralardayım.
Ablam çağırıyor, Bodrum Yalıkavak' ta...
Ağabeyim, ailesiyle birlikte Kırklareli'nde, epeyce arazi satın almıştı oralardan...
Anne sultanım yalnız... Kıyamam...
Gelmiyor ki yaa.. İnanın, oda değil, başlıbaşına bir katı sana ayarlayayım dediğimde bile kalmakta sıkıntı etmişti geçmişte, şimdi ancak bir oda verebilirim (günün şartları böyle), yine gelmiyor.
Onun bulunduğu yerler kalabalık olacak, insanlarla dopdolu...
Biliyorsunuz, felç geçirdi, aylarca biz ve bakıcıları ilgilendik onunla.
Osmanlı kadını, lâf aramızda kendi çapında diktatör olurlar kendileri... : )
Bakıcıları istemedi, gönderdik.
Ağabeyimle aynı binadalar, onlar olmadığında aklım annemde kalıyor. İnanın çocuklarımdan daha çok onda kalıyor.
Bense doğayı seviyorum, az şehir dışı, şehrin imkânlarından da çok uzak olmayan...
Bulunduğum yerde olimpik yüzme havuzu var meselâ, spor imkânları çok çok iyi...
Bir de kendime gelebilsem, yediğim vurgunu aşma çabasındayım, epeyce de aştım çok şükür de izleri yerinde henüz...
Tümüyle acı duymadan anlatamıyorum.
Reyhan geldi yine, hani can dost' umun arkadaşı, geçenlerde buradaydı.
Üsküdar' a bekliyor beni bugün, oradan da Galata Kulesi' ne...

Dün de oğlum, iş toplantısı sonrası grup olarak oradaydı.
Amcası, Medical Park hastanelerinin yönetim kurulu başkanı, oğlum da yönetim raporları sorumlusu.Amcasının hızına nasıl yetiştiğini soruyormuş diğer bölümlerdekiler. Bu çocuk 'Biyonik' diyorlarmış. (maşallah)
Dün bizimki oldukça şık giyindi. Beğendiğimi söylediğimde de, çok şakacı mikrop, gayet 'cool' bir tavırla:
-'Ne yapabilirim, tamam, yakışıklıyım, akıllıyım da...Allah, vermiş.' diye bir trip attı şaka yollu..
-Az da 'tevazu' verebilirdi, dedim, gülerek...
Töbe Tanrıma.. dedi.
Sanki 'Avrupa Yakası'ndayız. : )

Gözler üzerindeymiş dün. Gerçekten çok şık bir kıyafetti.
Uzun boy, düzgün fizik de eklenince bizimki moda dergilerinden ya da reklâm kataloglarından fırlamış gibiydi.

Bu sabah konuşuyoruz. Çocuğum, diyorum. Hiç bir şeyine güvenme.
Sahip olduğunu sandığın hiç bir şey senin değil, Allah c.c. ın sana bağışladığı bir emanet. Bunu hiç unutma.

Biliyorum, diyor. Allah'tan başka hiç bir güç yok.
Böyle doğdum ben, bu özelliklerle..
Zekâ, boy, ne varsa.. verilmişti bana.
Benden değil hiç biri...


-Bunu, diyorum; hiç bir zaman unutma...!
***
Hadi, ben kaçıyorum. Gün bitti neredeyse, dışarıda bir yaşam var beni- bizleri bekleyen.. : ))
Hoş kalın, e mi?
Sevgiler...
Hayat

1 Ağustos 2009 Cumartesi

İçimizden biri: Antigone- 5.bölüm


İçimizden-biri-antigone-1-2-3-4.bolum linkleri

*Not: Antigone ile görüştüm bu sabah. Bugün geleceğini sanıyordum, yanlış anlamışım. 22.Ağustos Cumartesi burada olabilecekmiş.Altınoluk' ta olduğunu söyledi.

Geçmiş yazılara devam:

27-07-2007, 08:44
antigone

...
Hangi istasyona gittiysem
yetisemedim trenlere.
Ya yeni terk etmislerdi istasyonu ,
ya yeni gelmislerdi...
Sordugumda ise :
"hareket ne zaman ?"
cevap hep aynıydı .
"bugün artık olmaz , yarına bilet alın."
Hep biraz beklemek gerektiği gibi…
Herşeyde biraz beklemek gerektiği gibi…

Ama anlamıyorsun ,
yarın geldiginde
aynı cesareti
bulamayabilirim gitmek için...
Terk etmek için...
Bulamayabilirim...

Bir dipsiz kuyudayım sanki !
Karanlık...
Zifiri karanlık var.
Arada bir duydugum sesim bir de !
"yardım edin...ne olur, yardım edin ."

Yok...
Bir tanesi yok ,
egip de basını kuyuya bakan
bir tane insane yüzü yok…
yüzler kayıp!

Merak eden yok ,
bu ses kime ait diye !

Baksalar...baksalar görebilecekler sanki !
Kaybolmusum çoktan
siyahın içinde !
onlar baksa “ben” kayıp iken,
ne mümkün buluşabilmek?

Bu karanlık kendi karanlıgım mı ?

Ya bu yorgunluk?
Bu yorgunluk da mı benim ?

Bu düsünmemi ,
hayal kurmamı
engelleyecek kadar yogun olan
yorgunluk ?

Ben miyim onun da sahibi ?

Çok yorgunum...

Çok yorgunum...
...

(27.06.2006)

Gününüz aydın olsun...
(inşallah maşallah)

Neden böyle bir şiirle başladım bilmiyorum ama bir anda, düşünmeden bu satırları günlüğümüze yazmak istedim.

Sabah erken kalktım bugün. izinde olduğum için beni doğuran, büyüten kentteyim bir süredir. Gece üzerini çizeceğim bu kentin isminin yazdığı tabelada. Sınırlarından çıkmış yola düşmüş olacağım olacağım, başka bir kente kenarlarında deniz olan bir kente varabilmek umudu ile. kendime bir haftalık bir parantez açtım(rutinlerimin arasına). O parantezin içine sadece güzel, sadece istediğim şeyleri yazmak istiyorum. Bu 5 günü bu şekilde yaşamaya çalışacağım. Tek korkum gittiğim otel 3 öğün açık büfe, gün boyu limitsiz içecek... Bu beni korkutuyor biraz aslında ama o herşeyin üzerine konduğu masaların kenarında zaman tutacağım, kendime sadece 1 dk bakmak için, 1 dk da tabağa koymak için zaman vereceğim. Dk'm dolduğunda tabağımda ne kadar az şey olursa olsun masa kenarından ayıracağım kendimi Büyük bir ihtimal 2. günde neyin nerde olduğunu öğrenir direk ona(istediğim şeye) yönelerek hemen ayrılabilirim o üzeri rengarenk,
"hadi beni al! beni de al! ama benden de al! ya lütfen beni de al! ama beni unuttun! beni neden almadın!benim tadım çok güzel, denesene!sen beni severdin, bugün neden almıyorsun? beni beğenmedin mi? ben ahçının special ürünüyüm, bence denemelisin! heyyy, ben burdayım! ben çok tatlıyım, doyamayacaksın tadıma! ah bir alsan beni hiç pişman olmayacaksın! vb vb vb vb"
çığlıklarını yemeklerin duymayacağım. hatta bu kararımı bana hatırlatması için yemek saatine kulaklııkla gelmek iyi bir fikir olabilir mi? Evet ya, kulağımda kulaklık oldukça kendimi kontrol gücüm ve isteğim(biraz da mecburiyetim-kendime bir sorumluluk verdim ya) artacaktır. Evet evet, bunu deneyeceğim.

MOLA ricası...
Biraz konudan ayrılış olacak ama içimden çok yazmak geldi;
Bazen ne düşünürüm biliyor musunuz?
Açık büfelerde yemek alan insanlara bakın...Yemekle ne kadar meşguller değil mi? hangisini alsam, hangisinden ne kadar alsam diye düşünürken elleri nerde, popoları kime çarpıyor? kime omuz atmışlar, ruhları duymaz...Ayakları takılsa düşseler, bu taşı kim koydu buraya derler. Oysa yerde duran, yine bir "yemek seçici"nin farkında olmadan şevkle ve kendini kaptırmış bir şekilde yemek seçerken yere düşürdüğü bir tavuk, elma, karpuz vb. bir şeyi "kendisi"nin başka bir şeyle gereğinden fazla meşgul olmaktan ötürü GÖR-E-ME-DİĞİni kabul etmez. Ama ed-e-mez! Neden? Kabul etmesi zordur bunu. Saçmadır. Ama haklı canım, kabul etsin kendisinin BAKMAdığı için düşmüş olduğunu da mutsuz mu olsun kendini suçlayarak? İş mi yani bizim dediğimiz de şimdi? Haklı insan! Onu yere düşürende TÜM kabahat!
MOLAmız sona ermiştir...Konuya dönüyoruz....

Sabah kalktım, erkenden. Burada kardeşimin ofisine geliyorum. Onlara yardımcı oluyorum. (bunun bana geri dönüşü bol bol kahve ve bol mu bol çay oluyor. Hepsi midemde yüzüyor...Midemde kafein denizi oluştu!Nasıl dalgalı.....) (bak yine dağılıyorum dolayısıyla konuyu da dağıtıyorum. Ama ne yapabilirim, burada sizlerin karşısına geçince yazasım geliyor, yazmak istedikllerimle zihnim baş edemiyorum vallahi.)

Neyse fazla uzatmayayım...
Ben aslında sadece şu cümleyi demek istiyordum. Bu cümleyi demek için bir yola girdim(yukarıda gördüğünüz gibi) uzattıkça uzattım. (Ben böyleyim zaten;talihi yolları hep merak ederek ana yollardan oralara girmiş ve bayağa oyalandığım için bir yere varışım hep zorlanmıştır...İnsan kişiliği...Hayatındaki her karede kendini başka şeyler üzerinden de olsa sergiliyor...Ne değerli bir varlık insan ya! Ne ilginç, merak edilesi bir canlı!)Bak hemen bir aralık buldum ya, hemen değiştirdim, bir başka şeyden bahsediverdim arada HUYUM KURUSUN İŞTE!

Ben aslında sadece şunu demek istiyordum,
"BEN BUGÜN YENİ BİR DEFTER ALDIM KENDİME!"
sadece 7 kelimelik ne kadar baist bir cümle imiş aslında demek istediğim....
hatta biraz daha rendele cümleyi;
"YENİ DEFTER ALDIM!"
hatta;
"DEFTER ALDIM!"
....
ama anlam nasıl eksiliyor cümleyi rendeledikçe değil mi?
halbuki bu cümledeki "BEN". "KENDİME", "YENİ", "BİR", "BUGÜN" kelimeleri ne kadar fazla anlam katıyordu cümleme...
Ve benim yukarda yaptığım bu cümleyi YAZMA MERASİM-im de bunun "benim için ne kadar ÖNEMLİ bir alış" olduğunu ifade ediyor sanırım!

İşin özü; yeniden bir defter aldım, tüm yarım kalan diğer defterlerime rağmen bir defter daha aldım. Burada bulunmaya başlamamdır bu "alış"ı bana yaptıran. Yeniden, yeni bir defterle "yeniden doğurmak" istedim kendimi... Bugün başlıyorum defterime... Başladım hatta;

İlk sayfanın alt sağ köşesine 2 satır uzunluğunda şu cümleyi(daha doğrusu kendimle bir anlaşma) yazarak ile başladım;

"TÜM HAKLARI "YALNIZLIK"IMDA SAKLI,
"YALNIZLIK"IMA AİTTİR...." (27.07.2007)

27-07-2007, 08:48
antigone

Alıntı:
pembepanter tarafından gönderilmiştir.
Ben bu topice üye oldum olalı ilk kez geliyorum biraz inceledim.Şimdi sohbeti bozmuş gibi olucam ama biri bana biraz daha net anlatabilirmi.Burda neler oluyor


SADECE YAZIYORUZ...
BİR GÜNLÜĞÜN "KALEM"İ OLDUĞUNU DÜŞÜN, SAYFALARIMIZ BUNLAR...
GÜNLÜĞÜMÜZÜN SAYFALARI ÜZERİNDE DOLAŞIYORUZ...bİZ DOLAŞIRKEN DE BU CÜMLELER SAYFALARA DÖKÜLMÜŞ OLUYOR...
BAKSANA; 120 SAYFA DOLUSU CÜMLE BİRİKMİŞ GERİMİZDE BİZ BU GÜNLÜKTE DOLAŞIRKEN...

SADECE YAŞIYORUZ...
SADECE YAŞADIKLARIMIZI, YAŞIYOR OLDUKLARIMIZI VE YAŞAMAK İSTEDİKLERİMİZİ PAYLAŞIYORUZ...

SADECE YAŞIYORUZ...
İYİ Kİ DE YAŞIYORUZ...

YAŞIYORUZ İŞTE, DAHA NE OLSUN Kİ?

27-07-2007, 11:36
hayateylul

...........
Şarkılar..ruhumun nefes aldığı, zihnimin arındığı mola yerleri...

antigone, şiir çok etkileyici..Yazdıklarınız da öyle, hedefe ulaşmakta zorlanmıyorlar...
Peyami Safa' nın YALNIZIZ isimli romanını getirdiniz aklıma, yıllar öncesinde okuyup etkilenmiş olduğum..
Ruh tahlilleri ilgi alanlarımdan birisidir tabii bir ölçü sadece, sonuçta ben bir 'alay' lıyım, 'mektep' li değil..!
Yalnız olmak için tenhalar mı lâzım ille de; kalabalıklarda dahi yalnız olunmaz mı?
Kendimizle mutlu olmayı öğrendiğimizde ve vermeyi, karşılık beklemeden verebilmeyi öğrendiğimizde bu acı zevke dönüşüyor biliyor musunuz?

"Divan edebiyatında aşk, ilacı bulunmayan bir derttir; fakat Divan şairleri bu derde sahip oldukları için mutludurlar. 16.yy şairi Fuzuli'nin
Aşk derdiyle hoşem el çek ilacımdan tabib Kılma derman kim helâkim, zehr-i dermânındadır,kısaca tercüme edeyim: "Aşk derdinden memnunum, bu dertten kurtulmak için bana ilaç verme doktor, çünkü vereceğin ilaç beni tedavi ederse bu benim felaketim olur" beyiti bu durum için verilebilecek en güzel örneklerdendir. Görüldüğü gibi, şair, içerisinde bulunduğu aşk derdinden şikâyetçi değildir; tam tersine aşk derdiyle yaşadığı için mutludur.

İyi değerlendirebilirsek ve bedelini ödeyebilirsek yalnızlık da hoş gelebilir kimi zaman..

pembe panter, merhaba, burası bulimia ve anoreksiya hastalığı yaşamış, yaşamakta, iyileşmek ya da başlangıcında olanların ve onlara destek olabileceklerin katıldığı bir günlüktür desem yanlış tanımlamamış olurum zannederim.

Sevgiyle kalınız, hep sevgiyle..İnanıyorum ki yaşamın özüdür sevmek..!

27-07-2007, 01:01
antigone
Merhaba...
Hoş kalmanız dileğimi paylaşmak için yazıyorum...
Bu gece yola çıkıyorum. 3 saat sonra başlayacak gün kendini aydınlattıktan az sonra artık denizi görebiliyor olacağım.
Sanıyorum 1 hafta kadar buralarda olamayacağım...
Hepiniz kendinize ayrı ayrı iyi davranın...
Birbirinize iyi bakın...,

Görüşmek üzere...

27-07-2007, 07:36
hayateylul

Hayatta en çok içimi acıtanlar vedalaşmalar olmuştur.Çocuk yaşlarımdan itibaren öyle çok veda sahnesi yaşadım ki..
Katılaştığımı zannettiğim halde bakıyorum ki "öz" de duygular iç burkar gibi, çoğu kez gözlere de yansıtıyor izlerini..

Yıllar önce bana da gurbet yolu göründüğünde okurken çok duygulanmıştım.Çalıkuşu'ndan kısacık bir bölüm,yıllardır neredeyse kelime kelime hatırladığım:

"İçinde çok acı saatler geçirmiş olmama rağmen küçük odamdan âdeta hüzünle ayrıldım.Mektepte bize bir şiir ezberletmişlerdi.
İnsan, yaşadığı yerlerde beraber bulunduğu insanlara görünmez ince tellerle bağlanırmış; ayrılık vaktinde bu bağlar gerilmeye, kopan keman telleri gibi acı sesler çıkarmaya başlar, her birinin gönlümüzden kopup ayrılması, bir ayrı sızı uyandırırmış.
Bunu yazan şair ne kadar haklıymış!"

Gönlünüzce güzellikler dileklerimle...

* * *
.... Bir post konusu daha sürebilir Antigone ile ilgili olanlar...
Sonrası mı, kısmetse bir görüşelim, bakalım neler olur devamında...
Sevgiler...
Hayat/hayateylul