HAZ ve IZDIRAP
Sonra bir kadin konustu:
"Bize haz ve istiraptan bahset."
Ve o cevap verdi:
"Hazziniz, istirabinizin maskesiz halidir.
Ve kahkahanizin yükseldigi ayni kuyu,
sik sik gözyaslarinizla dolar.
Baska türlü olabilmesi mümkün müdür?
Istirabin içinize kazidigi alan ne kadar
derin olursa, o denli çok hazzi içerebilir.
Ve sarabinizi tasiyanla, çömlekçinin firininda
yanan ayni kadeh degil midir?
Ve sesi ruhunuzu oksayan lavta, daha önce
biçaklarla oyulan tahtayla bir degil midir?
Kendinizi neseli hissettiginizde
kalbinizin derinliklerine inin.
Farkedeceksiniz ki, size bu sevinci veren,
daha önce üzülmenize neden olmustu.
Üzgün oldugunuzde, tekrar kalbinize dönün.
Göreceksiniz ki, daha önce sevinciniz olan
bir sey için agliyorsunuz.
Bazilariniz, "Haz, istiraptan daha anlamlidir" der;
digerleri ise, "Hayir, istirap daha anlamlidir".
Bense, ikisi birbirinden ayrilamaz, diyorum.
Onlar beraber gelirler.
Ve siz, bir tanesiyle masanizda otururken,
unutmayin ki, digeri de yataginizda uyuyordur.
Gerçekte siz, hazzinizla istirabiniz
arasinda bir terazi konumundasiniz.
Sadece bos oldugunuzda, hareketsiz
ve dengede kalabilirsiniz.
Bir hazine avcisi, altin ve gümüsünü tartmak için
sizi kullandiginda, haz ve istirap kefeleriniz,
ister istemez, yükselip alçalacaktir."
Dostum, güneşe bak, toprağa bak, suya bak, buluta bak; fakat, arkana bakma.. kimin geldiği önemli değil, kimin gelmediği de.. unutma, yolcu değişir, yol değişir, ama menzil değişmez. yolcuya bakıp, yolunu tanıma. yola bak, yolcuyu tanı, yolcu hakkındaki kıymet hükmünü ona göre ver. vahim olan, yolun yolcusuz olması değil; asıl vahim olan yolcunun yolsuz olmasıdır; yolsuz, hedefsiz, amaçsız, şaşkın, hercai ve seyyal “en doğru yol: en dikensiz yoldur” diyenler seni aldatıyorlar. onlar, karanlık evlerinde kaybettiklerini sokak lambasının altında arayan şaşkınlardır. aldırma…. ayağına batan dikenler, aradığın gülün habercisidir. dikenine katlanmaktan söz edenler, aşıkmış gibi davrananlardır. gerçek aşık olanlarsa, dikenini de sever. dostum, yollar yürümek içindir. fakat, şu gerçeği de hiç unutma: yürümekle varılmaz, lakin varanlar yürüyenlerdir. yol boyunca; yola çıkıp da yürümeyenleri, yola oturup, gelen-geçenin ayağına çelme takanları, yoldan metafizik uyuşturucularla keyif çatanları, tel örgülerle çevirdiği yolu kendisine zindan edip volta atanları, maratona 100 metre koşucusu gibi hızlı gidip, 50. metrede yola yatanları, yürüyüşün uzun ve yolun zahmetli olduğunu görünce, yolculuk üzerine zor atanları, yürümeyi bırakıp, yol-yolcu ve menzil üzerine kalem oynatanları, ayağına batan tek bir dikenin faturasını çıkarıp, ömür boyu tafra satanları, beyaz atlı kurtarıcıyı gözlemek için ufka bakıp bakıp dağıtanları, yanlış kılavuzlara kızıp yolu satanları göreceksin. aldırma, yürü. göğsüne yüreğinden başka muska takma. vahiy haritan, nebi kılavuzun, akıl pusulan, iman sermayen, amel azığın, sevgi yakıtın, ahlâk karakterin, edep aksesuarın, merhamet sıfatın, şeref ve izzet adın olsun. doğru yol:
insanların çoğunun gittiği yol değildir, düşünen öz akıl sahiplerinin yoludur.
yolda vereceğin her molayı öz eleştiri durağında vermelisin.
unutma, tevbe özeleştiridir. her molada yolda olup olmadığını, yürümen gereken menzil istikametinde yürüyüp yürümediğini kontrol etmen, pişman olmaman için elzemdir. yön tayini sık sık gerekli olabilir. “haritayı saklayabileceğin en güvenilir yerin yüreğindir.”
Cüneyd-i Bağdadi şöyle anlatıyor;Soğuk bir günde kuşlara yem veren bir ateşperestin yanından geçiyordum. Ona dedim ki;-İman olmayınca bu yaptığının faydasını göremezsin. Allah bu yaptığın iyiliği,ancak iman ile kabul eder.-Belki kabul etmez ama,bu yaptığımı görmez, bilmez mi?-Elbette görür ve bilir.-Öyleyse bu bana yeter.Aradan yıllar geçti. Bir hac mevsimi tavaf sırasında bir zatın:"Ey Kainatın sahibi! Ey bu Beytin Rabbi! Herşeyi gören, işiten, bilen sensin,diye gözlerinden yaşlar dökerek Beytullah'ı aşk ve vecd içinde tavaf ettiğini gördüm. Yüzünde iman nuru parlıyordu. Dikkat edince,bu nur yüzlü zatın, birkaç sene önce karlı bir günde kuşlara yem veren ateşperest olduğunu hatırladım. Tavaftan sonra,kendisine yetiştim usulca koluna girdim. Bana:İşte Allah gördü ve bildi, dedi.Sonra bir anda aşkla çırpınmaya başladı. Hayretle yüzüme bakarak:"Allahu Ahad,Resulun Ahmed" sayhasıyla ruhunu teslim etti.O anda hafiften bir ses şöyle diyordu:
"Ey Cüneyd! Sen Beyt'imi arzu ettin, Beytimi Buldun."O, Beni arzu etti, Beni Buldu."
Ne güzel açmış Girit Lâleleri (manolya cinsi) ... Çarşamba günü yemekten sonra çekilmiş bir resim.Meryem link http://hayateylul.blogcu.com/eylul-esintileri-ani-gunluk_21631821.html
Cemalnur hanım' dan söz ediyordum en son...
Bir önceki haftaki sohbetinde salona girdiğimde, girişte bir masa üzerinde iki farklı kitap çekiyor dikkatimi...
Mevlana Işığında Düşünce Yönetimi- Oğuz Saygın
Hiçbir Başarı Tesadüf Değildir-Güneş Nalbantoğlu
Kumral, hoş, güler yüzlü bir hanım, Oya hanımla ilk tanışıklığımız bu şekilde oluyor.
Kitapları tanıtıyor kısaca...
Mevlana.... ile başlayanı tercih ediyorum. Diğeri bir kişisel gelişim kitabı...
Bu konuda nisbeten dolu gibiyim, deyip, almıyorum önce...
Salon dolu, arka sıralara doğru ilerleyip yerleşiyor ve az sonra yine Oya hanımın yanına gidiyorum.
-Meşkûre (Sargut) hanımefendi ile tanışmak istiyordum. Nerede, ne zamanlar sohbetleri vardır? Biliyorsanız yardımcı olur musunuz? diye soruyorum.
-Haftaya sohbetten sonra yemek var.. diyor. Cemalnur hanım ve annesi de katılacaklar. Hem çok güzel bir ortam oluyor yemekte, daha samimi...
Sohbet ilerledikçe diğer kitabı da kızının yazdığını söylüyor Oya hanım...
-A, öyleyse onu da alırım... diyorum. Sizin gibi bir annenin kızının yazdıklarını okumak isterim. : )
Hem beni çok sevindirdiniz az önce verdiğiniz haberle... Sizi öpebilir miyim? : )
Yaklaşıyor, yanaklarından öpüyorum kendisini...
Yerime dönüyorum.
Az sonra Cemalnur hanım gelip, sohbete başlıyor. Kısa notlar alıyorum.
Sevgili Peygamber Efendimiz' (sav) in ashabından söz ederken diyor ki:
Birkaç âyet ezberleyene çok itibar edilirdi. Çünkü onlar âyeti hâl etmeden (yaşamadan) başka âyete geçmezlerdi.
Allah cc lafzında elif, ahadiyet (teklik) i temsil eder. Elif yalnızdır.Allah cc ın sonsuz güzelliğini temsil eder.
Varlık, içimizde Allah cc varsa okunur hâle geçiyor.
Birinci lâm Celâlini temsil eder. Bilinmek istemiş yüce yaradanımız...
O; ancak tenezzül eder. Bu tenezzülüne sonsuz güzelliğinin taşması... Bu kudretin adına Celâl denir.
Tecellî edecek, karşısında bir ayna ister, Hz. Muhammed as gibi sâf...
İkinci lam Cemâli temsil eder.
Celâle bakıp Cemali gören kâmil insandır.
Onlar hüzünlerden uykudadırlar.Sanki bu alemde yokturlar ama vardırlar.
Onlar üzülmezler, Ashab-ı Kehf gibidirler.
Hüzünlerden uyku halindedirler.
Bu kâmil insanlar hüviyet sahibidirler.Bu dünyanın tesirinde değildirler.
Mü'minlerin kulluğu ancak Allah cc adır.O' nun manasını taşıyan kâmil insana hizmet edilir.
Sâmiha Ayverdi hanımefendi demişler ki:
'Ahlâk-ı Muhammedî' yi takınarak bize hizmet edersiniz.'
Yolu Kur'an dan geçmeyen mârifet sahtedir.
İnsan olmanın yolu ancak başkalarıyla paylaşmaktan ve vermekten geçer.
Bir gün bir kimse tarafından fena halde azarlandığını anlatıyor sözün burasında...
Sonra, Mesnevî' de karşısına çıkan bahsi anlatıyor:
'Çamaşırı önce kuruyken ıslatırsın. Islanmadan temizlenmez.
Hep methedilip alkışlanırsan nasıl temizlenesin?
Kim olduğunu, 'Hiç' liğini hatırlatacaklar ki pırıl pırıl temizlenesin.'
4 şey seni aldatmasın:
1- İstemeden nîmet gelmesi
2-Yaptığın günahların örtülü kalması
3- Şükretmediğin halde nîmet gelmesi
4- Keşfinin açılması ( Zuhûratlar açığa çıkması)
Kulluk= Edep
Dünyadaki en büyük nimet putlarımızın kırılmasıdır.
Hocasının söylediği şu sözü hatırlatıyor kendi yaşadığı bir olayla birlikte:
Allah cc konusunda, helâl-haram konusunda, özde bir olduğun insanların KUSURLARINI GÖRME!...
Allah cc bizden gayret istiyor.
Bir baston üzerine yazılmış sözler:
"Senden her hatan için bağışlanırsın,
Benden kaçarsan haşlanırsın!..."
Kulun kendine ait hatalarını cenâb-ı hâk, inşallah bağışlar, kendisinden kaçmamızı bağışlamaz.
Allah cc verenlerden, söylediklerimizi uygulayan ve hâl edenlerden kılsın. (Âmin)
Birkaç not ve kıssa daha var ancak eksik not alabildiğim için aktaramıyorum.
* * *
Sohbet sonrası yanına gidip konuştuklarımızdan dünkü yazımda söz etmiştim.Tekrar alıntılıyorum.
Önceki Çarşamba Cemalnur (Sargut) Hanım' ın sohbetlerine katıldım ikinci kezdi yanılmıyorsam...
Sohbetin sonunda herkes ona sarılıyor ya da tokalaşarak ayrılırken ben de kenarda kalabalığın dağılmasını bekliyordum sessizce...
Epeyce dağılınca Hacer hn. ı aradım.
Bak, dedim bir buçuk metre uzağımda kendisi, uzatsam telefonu seninle konuşması için emrivâki olur değil mi?
Yapma, dedi. Çok meşgudürler onlar, rahatsız etmeyelim.
Ben miyim tüm bu çılgınca görünen davranışların faili, niye böyleyim bilmem ki?
Şeb-i arûz törenlerinden tanışıklıkları vardı arkadaşımla Cemalnur hn. ın...
Sohbette edep üzerine de biraz söz söylenilmişti. Gülümseme- mahcupluk karışımı bir ifadeyle yaklaşıp telefonu uzatırken şunlar dökülüverdi dudaklarımdan:
-Efendim, 'edepsiz' lik olmaz inşallah, bu davranışımı hoş görüp, bir Allah c.c. dostu ile konuşmanızı rica edersem? Kendisini Allah c.c. için seviyorum ve sizi de Allah c.c. için seviyorum.
Telefonu sol eline alırken, sağ ellerimizde kalp hizamda çapraz olarak kavuşturulmuştu. İncitmemeye özen gösterecek şekilde sıkıca avucumda olan eli...
Yüzüne bakmaksızın dalgın kalan, dinlemede kalan, mekânın neresinde kaldığımı bilemeyen ben...
Konuşurken heyecanlı o da, zarif, hassas her zamanki gibi duygu yumağı... : )
'Kul olabilsek keşke demiş arkadaşım, daha neler söyledi bilsem... Dedim ya zaman ve mekânın neresindeydim bilemiyorum.
-'Çok etkilendim arkadaşınızla da sizinle de konuşurken...' demiş...
Ne güzel... : ))
* * *
Bu Çarşamba gelmeden beni bir tatlı telâş sarıyor. Bakalım gitmek, görmek, konuşmak nasip olacak mı? Mevlâ ne irade buyuracak acaba?
İnanın heyecanlı, ilk buluşmama gidecek gibi heyecanlıyım.
O gün gelmeden bir iki gün önce Meryem' le ve bir eczacı arkadaşımla (ikinci adı Ayşe, öyle söz edeyim ondan. Yaz dönemindeki bir iki yazımda söz ettim ondan ancak, ajandadan bloga aktaramadım yazılanları...) konuşuyor anlaşıyoruz.
İlk önce Ayşe'yle buluşuyorum. Sohbetten 20 dak önce salondayız.ortalarda da olsa yer buluyoruz ama Meryem ağabeyi ile gelecek. Onu düşününce, önce Oya hanım ( kapı girişinde oturduğunu görüyorum son iki haftadır) ile konuşuyorum yanına gidip...
Geldiğinde yardımcı olabilir mi diye...
Sağolsun, geri çevirmiyor ancak kendim beklemeyi daha doğru buluyor ve girişte kalıyorum ben de...
Geldiğinde üst sıralardaki yerimize doğru gidiyoruz usulca... Yerler dolmuş tabii...
Neyse ayarlıyoruz yeniden...
Çıkışta yine bekliyorum başkalarının vedalaşmalarını... Kalabalık dağılmaya yakın, arkadaşlarımı tanıştırıyorum kendisiyle, çok güzel iki ruh...İstedim ki güzel ruhlar yakınlaşsınlar... diyerekten.
Bir ara Meryem' le konuşuyorlar. Bakıyorum ki her ikisinin de gözleri yaşlı...
Yaklaşıyorum, diyor ki Cemalnur hanım:
-Sizin için ne yapabilirim, ne isterseniz çekinmeden söyleyin lütfen...
Onun yerine ben cevap veriyorum. Bugün Meryem' in mutlu olduğunu görmek istiyorum yürekten...
-Lütfen, mümkünse yemeğe bizim arabamızla gelebilir misiniz?
Oysa ki planları olduğunu düşündüğümüzden böyle bir teklif yapmamayı uygun görmüştük, ne oldu bir anda?
-Sözüm var ama... derken diyorum ki:
-Öyleyse arkadaşımı size katabilir miyim?
-Tabii ki, onu alabilirim diyor.
Meryem onların arabasıyla gidiyor. Arabada Cemalnur hanımın yanında olanlardan bir hanım demiş ki Meryem'e:
-Siz içeri girdiğinizde bir ışık girdi sanki, bir nur...
Ne güzel bir insansınız siz...
Cemalnur hanım sürekli ilgilenip yakınlık göstermiş.
-Kimseye vermediğim telefonum, lûtfedip alır mısınız? diyerek cep telefonunu vermiş.
Ne kadar nâzik, ne güzel bir insan diyor...
Yemekte önce onlardan ayrı masaya oturmuş. Cemalnur hanım yanına çağırtmış birini gönderip... Benim arkadaşlarım var dediyse de ısrarla yanında tutmuş.
Kendi tabağındakilerden kendi elleriyle ikram etti bana diyor.
Ben hiç kimseye hastalığımdan söz etmezdim, duygu sömürüsü yapmayı hiç istemezdim demiş onlara da... Utandım, diyor. Yalnızca ondan tavsiyelerde bulunması için söz etmiştim durumumdan...
Canım arkadaşım!...
Yemek sırasında Meşkûre hanımefendiyle çok samimi bir iki poz da resim çektiriyoruz.
Duygularımdan söz ediyorum ona ve o da ihvanına ettiği duasını tekrarlıyor bana...
Oya hanım yanıma geliyor bir ara ve beni tanımış olmaktan çok mutluluk duyduğunu ifade ediyor. İçtenlikle mukabele ediyorum, ben de ondan çok hoşlandım. : )
Herkesin birşeyler biriktirdiği dünyada ben de güzel kullarını çok sevdiğime inandım Rabbimizin ve nihayetsiz şükürler olsun ki güzel kullarını çevremden hiç eksik etmedi Rabbim...
Hafifçe gülümsüyorum arkadaşlar... Ne mânidardır ki güzel Mevlâ' m yine lûtfeyledi.
Şeb-i arûz törenleri sırasında Can dost Hacer hanım'a ' Cep telefonunu isteseydin keşke...' derken, ben de üç karşılaşmamızda da istemedim kendisinden ve bugün telefonumda kayıtlı...
Ne diyeyim ben şükretmekten başka? : )
Sıkıntılarımı anlatmadığımdan hayatımın hep düzlük gittiğini düşünen arkadaşlar olabilir. İnandım ki imtihandan geçmeden lütfu gelmiyor. Her durumda her şeyi bize bağışlayan lûtfeden O, evet...
Zorlu imtihanların mükâfatı muhakkak görülüyor.
Dua, sabır, iyilik...
Her durumda Teslimiyet ve Rızâ...
O; muhakkak yardımını eriştirecektir.
O' nun sevgisinde, korumasında, yakınlığında olmak, kalmak dileğimle...
Selâm, sevgiler...