
Yalnızlığa devam...İlk bölüm LİNK
'Mükemmelliyetçilik' gibi 'pis' bir huyum var.Yenmek için ciddî anlamda uğraştım, uğraşıyorum.Yine de 'çok bilmiş' yanım, diğerine diyor ki:
'Tamam, bunu böyle yaptım ama şöyle şöyle olsa daha hoş dururdu, olurdu..'vs.
Eh, bu kadar kusur 'kadı kızı' nda da olur.. Diyebilir miyiz, bilmiyorum artık... ;)
Maya, 'yalnızlık' konu başlıklı yazıma link adresi vermişsin, okudum. Yorumları da okurum yazılarda ben...Kimi zaman yazıyı tamamlar hattâ değer katarlar.
Senin yazında da öyle yaptım ama çok yoğun olduğumdan cevabını hemen yazamadım.
Yalnızlık, 'genel geçer' dert...
Onlarca yazı seçilebilir.İki yazı seçiyorum bugün, ilki kendi arşivimden:
http://hayateylul.blogcu.com/yalnizliklar-ve-yolculuklar_4079325.html
Yalnızlıklar ve Yolculuklar
Yalnızlıklar ve Yolculuklar
Sonu gelmeyen telaşlar içinde oradan oraya savrulmalar... vakitsiz ayrılıklar...mesafeler...Koca bir boşluk içinde arayışlar...Duraklarda bekleyişler;kimin geleceğini bilmeden...
Yalnızlıklar...
İçinde derin bir boşluğu olan çevresinde dönüp yaklaşmaya cesaret edemediğimiz bir ağrımız...Kalabalık içindeyiz,güvendeyiz öyle hissetmemizi sağlayan o derinde yatan boşluğumuzu saran yalnızlığımız aslında...Küf kokulu duvarlarla örülmüş ağır acı meşrep kokusu vardı o boşlukta...düşmemek için sımsıkı sarılmak istedik basit ve sıradan şeylere.
Korkarız içimizdeki derin yaradan...Kime sarılmak istesek aslında o boşluğumuza sarılıyorduk...yalnızlığımıza...Aslı olmayan biri gibi yalnızlığımız...içimizdeki asıl ağrımız...yaralarımızın en derini durmadan kanayan...
Yollardayım yine sırtıma astığım yalnızlığımla...omuzlarımdaki ağır yükümle... durmadan kanayan yaramla...duraklarda iniyorum içimdeki boşluğu orada bırakıp gitmek istiyorum uzağa...istesemde kaçamıyorum ondan...Hangi şehre gitsem o boşluk benden önce orada beni bekliyor...yalnızlığım kanayan yaram...Dönüp dönüp kendimi orada buluyorum...Kimi çok sevsem onun boşluğu benden daha derin oluyor...kanayan yarası...yalnızlığı...
Kime sımsıkı sarılsam onun boşluğu içime doluyor...yalnızlığı yalnızlığıma karışıyor... Birbirimize sarıldıkça boşluk daha da derinleşiyor...büyüyor yaralarımız... Biliyoruz ne istediğimizi nereye birlikte gitmeyi düşlediğimizi...yüreklerimiz aynı yöne doğru yola çıkıyor...düşlediğimiz o yere...
Yalnızlığımız mahçup boynu bükük kalıyor düşlümüz karşısında ...orada yalnızlığa yer yok... orada kimse yalnız ve mutsuz değil...orada kimsenin yarası kanamıyor... orası sevgi dünyası...oysa yalnızlığın düşmanı sevgi...mutluluk...yalnızlıktan tek kurtuluş yeri orası...yürekler oraya doğru yola çıkıyor...yalnızlığın boynu bükük...
Herkes farkında aslında içindeki boşluğun büyüklüğünden...Hiç kimse olduğu yerden memnun değil...Herkesin gitmeyi düşlediği bir yeri var...Yüreğinin kıyısına vurduğu bir düşü var...maviler içinde huzur kenti var...
Birbirini seven yakın dostları var orada...çocuklar mutlu güler yüzlü...mutluluk mavi çocuk... saf bir sevgi çığlığı yankılanır orada...
Orada çiçekler aşk ile açar... gökyüzü mavidir.Balonlar uçuşur etrafta. Herkesin yüreğinde büyüttüğü bir yer var. çok uzakta değil.
Yanı başında.
İçinde..
Yüreğinde...
Alıntı
İkincisi, blogger Seyyah (Âkif bey) arkadaşımızın, Kenar Yazıları adlı sayfasından:
http://kenaryazilari.blogcu.com/hangimiz-yalniz-degiliz-ki_14481761.html
Hangimiz yalnız değiliz ki?
Hangimiz yalnız değiliz ki?
Ambulans son sürat gidiyor. Yanlamasına oturduğum için sürekli zıplıyorum içinde. Her zaman tıkalı trafiği açtığı için peşine takılıp gittiğimiz bu aracın içindeyken şimdi, peşimize takılmaya çalışan başka arabaların ışıklarını izliyorum.
O sedyede yatıyor. Kolunda serum. Kalbine bağlanmış kablonun diğer ucu monitöre bağlı. Monitörün çıkardığı sesi duyabiliyorum sadece. Bip, boşluk. Bip boşluk. Bir sonraki bip'e kadar geçen süre uzuyor, uzuyor. Sonra sesi duyup rahatlıyoruz. Ve tekrar aynı endişe başlıyor. Ya bir daha o bip sesi gelmezse?
"Ölecek miyim?" diyor. Üçümüz de ağız birliği etmişçesine "Yoo, nerden çıkarıyorsun bunu?" diyoruz, sanki yaramaz bir çocuğu şakacıktan azarlayan bir sesle. Oysa her an ölebilir. Hepimiz biliyoruz.
Elini tutuyorum. Buz gibi. Gözlerini açıp "sol omzumu biraz ovar mısın?" diyor. Doktora bakıyorum. Başını "hayır" anlamında sallıyor. "Ovarsam serum kolundan çıkabilir" deyip geçiştiriyorum. İtiraz etmiyor, gözlerini tekrar kapatıyor.
O ambulansın içinde dört kişiyiz. Hepimiz önümüze bakıyoruz. Göz göze gelmekten korkuyoruz. Hani birisi diğerine birkaç saniye baksa kurduğumuz oyun iskambil kâğıtlarından yapılan bir kule gibi anında yıkılacak sanki. Yanımdaki hemşire "teyze kaç yaşında?" diyor. Onun duymasını istemediğim için kızın kulağına eğilip, "78" diyorum. Asla duymak istemiyor bu yaşı. Üzülüyor.
Hepimiz oradayız, ama o yine de yalnız. Krizi geçiren o, ağrıyı çeken o, hatta belki ölecek olan da. Bir şeyler söylemek istiyor. Hep bir ağızdan "konuşup yorma kendini şimdi" diyoruz. Oysa belki son sözleri, yine de bunu düşünmek istemiyoruz.
İşte o an birdenbire fark ediyorum, aslında bu hayatta ne kadar yalnız olduğumuzu. Kimse kimsenin derdine deva olamıyor. Olsa olsa birbirimizi avutuyoruz en fazla. Eşimiz dostumuz, sevgilimiz, çocuğumuz, arkadaşımız, anne babamız yani güvendiğimiz herkes, hep "dışarda" kalıyorlar. Ameliyathane kapısında bekliyorlar, ya da benim gibi bir ambulansta. Ama artık atmaktan yorulan bir kalbe kimsenin yapacağı bir şey yok. Birlikte intihar edenler bile son nefeslerini senkronize veremiyorlar.
Yaşamı yalnız yaşamayı öğrenmek gerekiyor. Ölürken yalnızız çünkü. Sırf yalnız kalmamak için ite kaka sürdürülen dostluklardan, evde bir ses olsun diye katlanılan evliliklerden, "ilerde bana bakar" diye düşünerek yapılan çocuklardan kimseye fayda gelmeyecek. Anılar yalnız tazelenecek, hesaplar yalnız verilecek çünkü.
Bu şoku ölürken yaşamamak için, bir şeyleri yaşarken bilerek isteyerek bırakmak gerek. Yıllar önce Ortaköy'de bir bankta bir arkadaşımla konuşurken bana çok sevdiği birini bırakabilmek için önce onun için büyük bir anlamı olan altın bir kolyeyi denize atmayı denediğini söylemişti. Sonra da "eğer bunu atabiliyorsam, her şeyi atabilirim hayatımdan" demişti.
Asla kullanmayacağınızı bildiğiniz halde "bir gün işe yarar" diye istiflediğiniz şeylerden, örneğin size gelmiş hediyelerin paket kâğıtlarıyla kurdelâlarından başlayabilirsiniz atmaya. Sonra artık içine sığamadığınız için giyemediğiniz, ama hâlâ bir umutla belki bir gün o kiloya dönerim hayalleriyle beklettiğiniz giysilere gelecek sıra. Ya tabağı çoktan kırılmış, dul fincanlara ne demeli. İçine zeytinyağı doldurulup, pamukla kapı kirişlerini ovmanın dışında kullanmadıkları mız hani. Onları da atın.
Eşyalardan sonra sıra insanlara gelecek tabii. Burası zor. Çünkü kimse kimseyle yüzleşecek cesareti gösteremiyor nedense. Her şey "mış gibi" devam ediyor, ettiriliyor. Yani birlikte olmaktan hoşlanıyormuş, birbirini çok özlüyormuş, onsuz olmuyormuş gibi. Gerçekten görmek istemediğiniz biriyle görüşmeyin, telefonda söyleyecek bir şeyiniz yoksa aramayın sırf "incelik" için. Bırakın sizin için, tuhaf, soğuk, "iyice acayipleşti" desinler.
Bıraktınız bıraktınız, bırakamadıklarınızı hayat size çoğunlukla önce yaşarken, ama hepimize zaten ölürken bı-rak-tı-rı-yor çünkü.
Yani hepimiz yalnızız aslında.
(Net'ten beğendiklerim...)
Üçüncüsü, senin yorumda verdiğin link ve ona yapılan yorumlardan benim seçebildiklerim:
YALNIZLIĞA DAİR...
>> 07.10.2008
Bir yara gibi... Hani içinde bir yerde, senin bile farkında ol(a)madığın, gözle görülmeyen bir yanında mesela, artık senin ayrılmaz bir parçanmış; elin, gözün, kulağınmış gibi taşıdığın, her canın sıkıldığında, acıdığında veya acıttığında başkalarını istemeden, bir günün bir diğerine uymadığında, kendini bilmediğin huysuz ve umarsız zamanlarında, içindeki boşluklar üşüdüğünde, şimdiye kadar kaç kişiyi üşüttüğünü düşündüğünde, başkalarına az kendine fazla geldiğinde, ya da tam tersini hissettiğinde, yakalayamadığında akıp giden zamanı, tutamadığında her istediğinde istediğin yerinden hayatı, kendini hep geç kalmış hissettiğinde, ama yetişmek için artık çabalamadığını farkettiğinde, sürekli anlaşılmadığından şikayet ettiğinde, ama sen anlatabildin mi bilmediğinde, gün bitişlerinde, mevsim geçişlerinde, her sene sana bir yaş daha eklendiğinde, bir sevgiliden ayrıldığında, bir başkasına sil baştan aşık olduğunda, bir dosta kırıldığında, ailene gücendiğinde, kimi zaman hiç sebebsiz, kimi zamansa sebebini bile bilmediğinde, el yordamıyla çabucak bulup da yerini, bir anda gün yüzüne çıkardığın, tatlı-sert kaşıyarak, canını acıtarak hatta tekrar tekrar kanattığın, ve o kan dinip o sızı geçene kadar, hani tekrar kabuk bağlayıp da içindeki o vazgeçilmez ama bir o kadar da farkedilmez yerini alana, sen kendi içinden çıkıp da tekrar yaşamla bağını kurana kadar, hem kendi hayatına hem de başka hayatlara kan kırmızı bir izle bulaştırdığın bir yara gibi yalnızlığın... Bilirsin işte... Boş verilmiş bir yalnızlıktır aslında seninkisi... Ama boş değil... ***Kardeşim efsa'ya...
Seçebildiğim yorumlar:
İşte benim cümlem... "sürekli anlaşılmadığından şikayet ettiğinde, ama sen anlatabildin mi bilmediğinde"
kutup zencisi 07.10.2008 18:29 kendine tahammül edemeyen insanlardır yalnızlıktan korkanlar ve sevmeyenler yalnızlığı...
oysa yalnızlığı da çok severler, kendisini sevenler...ve kendisini sevenlerdir hayat denilen bulmacayı çözenler...
ama bir de mecburi yalnızlıklar vardır ki, işte onlar ızdıraplıdır... o zamanlarıma ait bir şiir;
...
yalnızlık
sabahlara kadar siyah
ilaçlara kadar zehir bir gece
ve susturdum kendimi
ben konuşuyorum...
sol elim saklanıyor
sağ elim ebe
sobeledikçe kan ağlıyorum...
ziyafetlere kadar aç
yazlara kadar uykusuz
ümmetlere kadar kimsesiz
hücrelere kadar sorgusuzum...
aysızım
güneşsizim
yağmursuz, rüzgarsızım
nurlara kadar ışıksız
saatlere kadar zamansız
şehirlere kadar habersiz
lokmanlara kadar dermansızım
duasızım
yalansızım
sevapsız, günahsızım
şişelere kadar şarapsız
şarkılara kadar nağmesizim...
sabahlara kadar siyah
ilaçlara kadar zehir bir gece
ve öldürdüm kendimi
ben yaşıyorum...
.
.
.
...yerle bir olmayı hak ediyor insanlık
kıyamet alameti böyle yalnızlık...
o.a
akilliigne 08.10.2008 10:58
selam insanın yapmak istediğinde kötü şeyler yapar zaten insan yapmak istediğinde herşeyi yapar ve bunu ne güzel dile getirdin evet beyninden ruhundan duygu ve düşünce zarı alınmış insanlar ve buna mağruz kalanların bütününe yanlızlık demişsin bence yanlızlık gerektiğinde asil bir davranıştır tüm bu anlatıklarından uzak durmak onun bir parçası olmamak için yanlızlık ilaç bunu yapana ise yanlızlık neye yarar!... bakın Carl Gustav Jungneye bu konuyu şöyle dile gitiryor;
Yalnızlık, insanın çevresinde insan olmaması demek değildir. İnsan kendisinin önemsediği şeyleri başkalarına ulaştıramadığı ya da başkalarının olanaksız bulduğu bazı görüşlere sahip olduğu zaman kendisini yalnız hisseder.
Çocukken kendimi yalnız hissederdim; hala da öyle hissediyorum çünkü bazı şeyleri biliyorum ve bunları hiç bilmedikleri ya da bilmek istemedikleri anlaşılan insanlara bazı ip uçları vermeye çalışıyorum
der. ama ve lakin; barış ve huzuru yanlızlıkta değil birliktelikte bulmak ve yaşamak ümidiyle.... sevgilerimle.
Vladimir 09.10.2008 12:56
İki gündür gelip gelip bu yazıyı okuyorum. Yalnızlık güzel bir şeydir, içi boş değil. O yalnızlığı dolu dolu yaşayanların başkalarına vereceği çok şeyi vardır. İlişkiler vermek üzerine kurulur, yalnız insanlar kelimenin en yüzeysel anlamına bakacak olursak aslında hiç de yalnız değillerdir.
Sen de yalnızlığı çok güzel, dolu dolu anlatmışsın. Agnus Dei 10.10.2008 11:49 Yalnızlık güzel bir tercihtir kimi zaman...Dibine kadar yaşanacak hüzünlerin evi ve bizi reddetmeyen güzel bir ev sahibi kimilerinin dediği gibi bir dost belkide...İstediğin kadar özgürsün dilediğin kadar yalnızsın...Tüm onca kalabalığın içinde birilerinin gözlerinin içine baktığında yalnızlık hissediyorsan yanlış yerdesin...Yalnızlık güzel bir düşünmeye dayatma,ittirme ve sorgulatma...Öylesi bir cümle değil bu anlamı içinde saklı YAL NIZ LIK yalınlığın
sorgulatma hali
kaantobel 10.10.2008 13:02
Sadece şikayet etmesini biliriz. Yalnızken aman yalnızız diye sızlanız, iş sevmeye anlayış göstermeye gelince yine şikayet ederiz. Sürekli bir şikayet, yaşanılan hayata karşı sürekli bir beğenmemezlik var. Sorun yalnızlıkta, sevgide, doğada yada başka birşeyde değil. Sorun bizde ve sorunlu insanlar birlikte olmaya kalktığında ortaya çıkan saçma bir isteksizlik. Hayatı sevmesini bilen yalnızlığıda sever, onu bir çıkmaz, herşeyden kaçtığında mecburen sığınılan birşey gibi görmez. Bu da benim fikrim.
7.oda 29.06.2009 13:35 evet hiç bir yalnızlık boş değil..
hatta hiç bir şey yalnızlık kadar dolu değil..
***
Selâm olsun yalnızlığın da gizemini çözebilenlere, kendisini sevip, çevrelerine de bu sevgiyi yayabilenlere, hayatın sırrını çözebilenlere...
Bunu gerçekleştirebilmemiz dileğimle...
Hayat/Hatice

3 yorum:
bana yazacak ekleyecek pek birşey kalmamış. gülümsüyorum sadece :)))
İnanmam...
Benim 'Terazi' ufaklık (bakma ufaklık dediğime, 16 yaşında ) bir arkadaşta, 'Sen onun avukatı mısın? sorusuna cevabı yapıştırmıştı:
'Birini savunmak için, avukatı olmak gerekmez!...'
Bu sözü söylediğinde yalnızca 12 yaşındaydı.
Sözlük yazarı, bunun bilinmesini istemiyor.
Kendini gizliyor genelde... :)
'Bâzen öyle sözler söylüyorum ki, insanlar 'dumur' oluyorlar..' Diyordu geçenlerde.
Senin 'hayata eklediklerin' yeterince yüklü zâten..
Tebrik eder, içtenlikle kucaklarım. :-D
Blogcudaki aynı içerikli yazıyqa gelen yorumu ve benim cevabımı eklemek istedim buraya da:
Yazan: E-Ortam | Tarih: 9/9/2009
Konu: Yalnızlık
Yalnızlaşma durumu,verili iradenin daralması ya da bütünüyle alınmasıyla ilişkilidir.'şey'lerle bağımızı kuran ya da kurmaya yarayan iradenin geri çekilişi bizi varoluşumuzu sorgulamaya,yeniden anlamlandırmaya iter.İradenin geri çekilişi,şeylerle kurduğumuz ilişkinin kapladığı alanı birdenbire boşaltır.Boşluğa düşeriz.Bunun sonucunda ulaşabileceğimiz iki temel duygu vardır : Hiçlik ya da teslim oluş.Bu durum,hatırlayışın en katı halidir;imha olmakla kendi içine kıvrılması sonsuz iradenin yeniden tecelli edeceğini beklemek arasında trajik bir tercih sunar.
İşte bu tercih,yalnız olduğumuzu hatırlatanın kimliğinin ve bu hakkı nereden aldığının cevabını bulmaya götürecek sorular armağan eder bize.
M.Aydoğanın bir yazısından alıntı
Yazan: hayateylul | Tarih: 9/9/2009
Konu: Çok güzel...
Bu anlamlı yorum için çok teşekkür ederim.
Değer kattınız, sağolun. :-)
Bağlantı » Düzenle » Sil
Yorum Gönder